Celal Adan, 10 Eylül 1951’de Ağrı’nın Tutak ilçesinde doğmuş; kökleriyle, memleketiyle milletin birlik ve bütünlüğüne dair derin bir aidiyet hissi taşımış vizyoner bir siyasetçidir. Bu coğrafi ve sosyokültürel geçmiş Doğu Anadolu’da doğup büyümüş biri olarak onun “Türkiye bütünlüğü ve kardeşlik” vizyonunu şekillendiren köklerden beslenen bir perspektif sunduğu söylenebilir. Bu bağlamda, “memleketin doğusu–batısı, kuzeyi–güneyi ayrımı olmaksızın” ortak bir Türkiye idealini savunma iradesi, Adan’ın siyasal söyleminde ve eyleminde sıklıkla bu görülüyor.
Son yıllarda başlatılan Terörsüz Türkiye ve kardeşlik/uyum girişimlerinde Adan’ın sesi ve duruşu, bu idealin somut bir temsilcisi olmuştur. 2025 yazında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temasıyla İstanbul’da düzenlenen “Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları”nın divan başkanlığını üstlenen Adan, süreç hakkında şu net değerlendirmelerde bulunmuştur: “Terörsüz Türkiye, ülkemize parmak sallayan emperyal güçlerin alayına birden rest çekmektir.”
Bu söz, sadece bir retorik değil; hem ülkenin iç barışı hem de dış tehditlere karşı birlik olma iradesinin ifadesidir. Adan’a göre bu hamle geçmişten farklı olarak sadece bir güvenlik operasyonu değil, aynı zamanda toplumsal barış, hukuk, aidiyet ve devlet-millet güveninin inşa edileceği yeni bir sayfanın açılması demektir.
Adan, bu süreci öncekilerden kıyasla “üç fark”la ayırt ediyor: İlk fark, adımın terör örgütünün feshi ve silah bırakmasıyla başlamış olması. İkinci fark, bu sürecin tek bir partiye değil Meclisteki bütün partilere açık olması. Üçüncü ve en önemli fark ise bu süreci başlatanın liderleri Devlet Bahçeli şahsında Türk milliyetçileri olmasıdır. Adan diyor ki: “Kimlik itiraflarından kaynaklanan, kırk yıldır kan akıtan bu sorunu başka türlü meclisin gündemine kimse getiremezdi.”
Bu vurgu, onun için sadece bir siyasi hamle değil; aynı zamanda sorumluluk, tarihsel muhasebe ve kimlik meselesidir. Adan, “Terörsüz Türkiye projesi Batı başkentlerinden devşirilen taktiklerle, okyanus ötesinden gelen suflelerle yürümeyecektir. Hamle, milletin selameti için, milletin evlatları tarafından hayata geçirilecektir.” diyerek, bu girişimin tamamen iç dinamiklerle, halkın gerçek ihtiyaç ve gönenciyle şekillendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Elbette süreç kolay değil: On yıllardır süren kan, kayıp, göç, travma... Ancak Adan’ın duruşu, bu karmaşık geçmişi inkâr etmek değil; hatırlamak, yüzleşmek ve ondan öğrenerek ortak bir gelecek inşa etmektir. Onun için “terörün bitirilmesi”, sadece silahların susturulması değil; insanlarının birbirine güven duyduğu, eşit yurttaşlık anlayışının egemen olduğu, yüreklerin birbirine yakınlaştığı bir Türkiye demektir.
Ve belki de en anlamlısı: Adan, Doğu’da doğmuş, memleketi Ağrı kökenli bir siyaset adamı olarak; bu toprağın her köşesinde yaşayanları “aynı ülkenin, aynı milletin evlatları” olarak görmüş; bu topraklardaki çeşitliliği, Türkiye’nin zenginliği; kardeşliği ise onun en büyük güvencesi saymıştır. Onun “asırlık hayalden gerçeğe” dönüştürmeye çalıştığı vizyon “Terörsüz Türkiye ve sonsuz kardeşlik” bu yüzden hem siyaseten hem vicdani olarak kıymetlidir.
Sonuç olarak: Celal Adan’ın bu süreçteki duruşu, bir yerde geçmişin yaralarını sarmaya; başka bir yerde geleceğe umut aşılamaya yöneliktir. Eğer samimiyet, kararlılık ve geniş perspektif hakkıyla korunursa; “Terörsüz Türkiye” idealinin hem bir slogan değil, hem de ortak bir gelecek umudu olabileceğini düşünüyorum. Bu yolda sorumluluk, sadece siyasetçilerde değil; her bir vatandaşta. Öyleyse, bu süreç doğru okunur, içten desteklenirse Türkiye’nin asırlık hayalini gerçeğe dönüştürebilecek bir milattır.