Bazı sözler vardır; siyasi literatürdeki sıradan tartışmaların çok ötesine geçer, toplumun hafızasına bir çığlık gibi düşer.

Devlet Bahçeli’nin son çıkışı da tam böyle: “Şu yaşımda mertçe ve dürüstçe haykırıyorum: Yeter ki barış, huzur ve sükûnet bulsun; yeter ki terör hayatımızdan kalıcı olarak sökülüp atılsın bizim sonumuz da varsın dar ağacı olsun…” Bu ifade, yalnızca bir siyasi söylem değil; yıllardır Türkiye’nin yükünü taşımış bir liderin, bedeli ne olursa olsun barışı sahiplenme iradesinin dışa vurumudur.

Bahçeli, Türk siyasetinde çoğu zaman sert mizacıyla anılsa da, kritik dönemlerde millî birliğin harcı olmayı başaran nadir liderlerden biri oldu. 15 Temmuz sonrası devletin toparlanma sürecinde oynadığı rol, Cumhur İttifakı’nın istikrar zemini, teröre karşı kararlı duruşu… Tüm bunlar düşünüldüğünde, bugün barış sözlerini dile getiren Bahçeli’nin aslında uzun yıllardır yürüttüğü “krizleri devlet aklı ile çözme” çizgisini sürdürdüğü görülüyor. Onun barışa dair sözündeki samimiyet, kolaycı romantizmlerden değil, tecrübenin acıdan yoğrulmuş gerçekliğinden geliyor.

Bugün yeni bir barış penceresi aralanıyorsa, bunu “her kim konuşursa şüpheyle yaklaşan” değil; “devletin bütün yükünü omuzlamayı göze alan” bir lider söylüyor. Bahçeli’nin cümlesindeki radikal metafor -dar ağacı- süreci sabote edenlere, devlete kastedenlere ve halkı zehirlemek isteyenlere karşı bir kararlılık mesajı. Fakat aynı zamanda toplumun barışa duyduğu özlemi en sert kelimelerle bile olsa sahiplenme iradesi. Çünkü o da biliyor ki, barış masaya oturmakla değil; terörden tamamen arındırılmış bir toplumsal zeminin inşasıyla mümkün olur.

Bugün toplum; barış kelimesinin yeniden duyulmasını, siyasi tartışmaların ötesinde bir umut olarak benimsiyor. Bahçeli’nin çıkışı, bu umudu siyasi olgunlukla buluşturuyor. Onun durduğu yer, barışı “ödün” olarak değil; devletin bekası, milletin birliği ve ülkenin huzuru için "zorunlu bir hedef- olarak gören bir yer. Üstelik bunu yaparken kendi geleceğini, kendi siyasi konumunu bile bir kenara koyabilecek kadar güçlü bir fedakârlık dili kullanıyor. Bu, sıradan bir lider tavrı değildir; bu, ağır yükü omuzlama iradesidir.

Elbette barışın yolu zorludur; adalet, şeffaflık, gerçekçilik ve toplumsal uzlaşı gerektirir. Ancak Bahçeli’nin bugün verdiği mesaj, süreci romantizmden değil, devlet aklından besleyen bir mesajdır. Sertliği, barışın düşmanlarınadır; yumuşaklığı ise halkın huzur beklentisine. Bu, Türkiye için yeni bir kapı aralayabilecek bir politik çizginin işaretidir.

Eğer bu coğrafyada bir kez daha barışın sesini duyacaksak, bu ses gerçekçi, devletçi ve kararlı bir zeminden yükselmelidir. Bahçeli’nin son çıkışı, bu zemine dair güçlü bir irade gösterisidir. Toplum, yıllardır kaybedilen canları, bölünmüşlüğü, acıları geride bırakmak isterken; Bahçeli’ninki gibi duruşlar süreci taşıyacak temel sütunları oluşturur.

Ve belki de bugün ilk kez şu cümle daha inandırıcı bir yankı buluyor: “Barışın gölgesi değil; kendisi üzerimize düşsün.”