Her yıl ocak ayında açıklanan adrese dayalı nüfus verileri, artık Ağrı için sıradan bir istatistik değil; doğrudan siyasi gücümüzü, geleceğimizi ve Ankara’daki ağırlığımızı ilgilendiren bir alarm niteliği taşıyor. Rakamlar yan yana konulduğunda ortaya çıkan tablo net: Ağrı küçülüyor ve bu küçülme, TBMM’deki temsilimizi tehdit ediyor.
Ağrı’nın nüfusu 2015 yılında 548 bine yaklaşmıştı. O günden bugüne istikrarlı bir düşüş yaşandı. 2016 ve 2017’de 540 bin bandına gerileyen nüfus, 2018–2019 döneminde 530 binin altını gördü. Pandemi döneminde kısa süreli bir duraklama yaşansa da bu kalıcı olmadı. 2021’de 530 bin, 2022’de 520 bin, 2023’te 511 bin derken 2025 sonu itibarıyla Ağrı nüfusu 491 bin sınırına dayandı. Yaklaşık on yılda 55–60 bin kişilik net bir kayıptan söz ediyoruz.
Bu düşüşü tek başına “göç” kelimesiyle açıklamak artık yeterli değil. Göç var, evet; ama aynı zamanda doğurganlık hızı düşüyor, genç nüfus azalıyor, kent kendini yenileyemiyor. Giden geri dönmüyor, kalan nüfus yaşlanıyor. Bu da Ağrı’yı her yıl biraz daha küçültüyor.
İşin siyasi boyutu ise en az demografik boyutu kadar kritik. Bugün Ağrı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 4 milletvekiliyle temsil ediliyor. Ancak milletvekili sayıları nüfusa göre belirleniyor ve Türkiye genelinde bir milletvekili yaklaşık 140–145 bin kişiye karşılık geliyor. Bu hesaba göre 4 milletvekili için güvenli nüfus eşiği 550–560 bin bandı. Ağrı ise bu eşiğin çoktan altına düşmüş durumda.
Mevcut nüfus kaybı eğilimi devam ederse, 2030’lu yılların başında Ağrı’nın nüfusunun 460 bin bandına, 2035’e doğru ise 430–440 bin aralığına gerilemesi kuvvetle muhtemel. Bu tablo, Ağrı’nın önümüzdeki bir genel seçimde 4 milletvekilinden 3 milletvekiline düşme riskinin son derece yüksek olduğu anlamına geliyor.
Peki, “Ağrı 1 vekil kaybederse TBMM’de ne değişir?”
Bu sorunun cevabı basit ama ağırdır. Bir vekil kaybı, TBMM’de yüzde 25 temsil kaybı demektir. Komisyonlarda daha az sandalye, bakanlıklar nezdinde daha zayıf muhataplık, yatırımların, ödeneklerin ve projelerin takibinde ciddi güç kaybı anlamına gelir. Kısacası nüfus kaybı, doğrudan siyasi güç kaybıdır.
Bu süreçte Ağrı yalnız değil. Son 20 yılda Kars, Bayburt, Tunceli gibi iller nüfuslarına bağlı olarak milletvekili kaybetti. Bugün Erzurum ve Van gibi bölgenin büyük merkezleri bile benzer bir riskle karşı karşıya. Yani mesele sadece Ağrı’nın meselesi değil; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ortak sorunu.
Ancak bu durum “kader” olarak kabul edilemez. Ağrı’daki göç artık durdurulmak zorundadır. İstihdam yetersizliği, sanayi eksikliği, gençler için gelecek perspektifinin olmaması, eğitim sonrası geri dönüşün sağlanamaması bu göçün temel nedenleri arasında yer alıyor. Bunlara ek olarak doğurganlık hızındaki düşüş, sorunun derinleştiğini gösteriyor.
Bu noktada mesele sadece siyasetçilerin gündemi olmaktan çıkmalı; akademik olarak da ele alınmalıdır. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, yıllardır üst üste gelen bu nüfus düşüşünü; nedenleri, sonuçları ve çözüm önerileriyle bilimsel bir zeminde tartışmaya açmalıdır. Çünkü ortada tartışmasız bir gerçek var: İstatistiklerin tamamı aynı yönde işaret veriyor.
Eğer bugün bu tablo ciddiyetle ele alınmazsa, birkaç yıl sonra Ağrı’nın neden 3 milletvekiliyle temsil edildiğini konuşmak zorunda kalacağız. Oysa mesele sadece vekil sayısı değil; Ağrı’nın Türkiye siyasetindeki söz hakkını, ağırlığını ve geleceğini koruyup koruyamayacağıdır.
Göçün durdurulması artık bir temenni değil, siyasi ve stratejik bir zorunluluktur. Aksi halde her yıl açıklanan nüfus verileri, bize sadece kaç kişinin gittiğini değil, Ağrı’nın TBMM’de ne kadar küçüldüğünü de göstermeye devam edecektir.