Ağrı Valiliği görevine başlayan Önder Bozkurt, ilk konuşmasında yalnızca bir yönetim anlayışını değil, bir idrak ve vicdan çizgisini ortaya koydu. Sözleri protokol metni olmaktan ziyade, yaşanmışlıkların süzgecinden geçmiş bir devlet tecrübesinin yansımasıydı. Hele ki Yunus Emre’nin “hepisinden iyice bir gönüle girmektir” sözünü merkeze alması, bu yaklaşımın tesadüf olmadığını gösteriyor.
Vali Bozkurt’un “nerede bir ihtiyaç sahibi varsa yardımına koşacağız” cümlesi, masa başında yazılmış bir temenniden ibaret değil. AFAD Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduğu süreçte, depremin, selin, yangının ve yoksulluğun en ağır hâllerine birebir şahit olmuş bir isimden söz ediyoruz. Acının rakamla değil, yüzle ölçüldüğü yerlerde görev yapmış bir bürokratın, ihtiyaç sahibine bakışı da doğal olarak farklı oluyor. Bu nedenle bu söz, kulağa hoş gelen bir ifade değil; tecrübenin konuşmasıdır.
Kendisi bir köy çocuğu. Devletin ne olduğunu da, yokluğun ne demek olduğunu da bilen bir geçmişten geliyor. Bu da şunu net biçimde gösteriyor: Resmî işler zaten yapılır, yapılmak zorundadır. Asıl mesele, halkın rızasını almadan yapılan hiçbir işin kalıcı olamayacağı gerçeğini idrak etmektir. Nitekim Vali Bozkurt’un defalarca farklı ortamlarda dile getirdiği bir yaklaşım var: Halka rağmen yapılan hiçbir şeyin karşılığı yoktur.
Konuşmasında özellikle altını çizdiği “Devletin her kuruşu milletin bize emanetidir” cümlesi ise, yeni dönemin en kritik başlıklarından birini işaret ediyor: şeffaflık ve yolsuzluğa karşı sıfır tolerans. Bu ifade, yalnızca mali disiplin vurgusu değil; aynı zamanda kamu yönetiminde ahlaki bir duruşun ilanıdır. Bu hassasiyetin sahaya nasıl yansıyacağını önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz.
Vali Bozkurt’un genç nüfusa yaptığı vurgu da dikkat çekiciydi. Türkiye’nin en genç nüfus oranına sahip illerinden biri olan Ağrı’da; kültür, sanat ve sporun bir lüks değil, bir zorunluluk olduğunu açıkça ifade etti. Bu noktada özellikle spor altyapısı, gençlik merkezleri ve kültürel kurslar önümüzdeki dönemin en hassas başlıkları arasında yer alacak gibi görünüyor. Gençliği ihmal eden hiçbir kalkınma modelinin başarı şansı yoktur.
Ağrı’nın kültürel zenginliği, dağcılığı, kış sporları, termal turizmi, ziraat ve hayvancılık potansiyeli ile sınır ticaretine yaptığı vurgu da bir başka önemli başlık. Özellikle İran ile sınır ticaretinin genişletilmesine dair cümleler, ekonomik anlamda yeni açılımların habercisi olarak okunabilir. Kırsal kalkınmadan söz etmesi ise köylerin yalnızca nüfus tutulan yerler değil, refah üreten alanlar hâline getirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
“İsraf etmeden günün, saatin hatta dakikanın hakkını vererek sonuç alıcı işler yapacağız” sözü, AFAD’daki proje odaklı çalışma kültürünün Ağrı’ya taşınacağının net göstergesi. Bu bir niyet değil, alışkanlık meselesidir. Deprem bölgelerinde projeyle çalışan bir aklın, Ağrı’da da aynı disiplini sürdürmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Son olarak “Ağrı’dan Türkiye’ye ve dünyaya güzel haberler ulaşmasına vesile olacağız” cümlesi, biz basın mensupları için de açık bir mesajdır. Bu, basını susturan değil; doğruyu yapan ve doğrunun görünmesinden çekinmeyen bir yönetim anlayışının ifadesidir.
Bu sözlerin takipçisi olacağız elbette. Ama açık söylemek gerekirse, öyle bir Vali profili var ki; bizim takip etmemize kalmadan, kendisi zaten bu işleri yapacak gibi görünüyor.
Yeni görevi hayırlı olsun.
Bu temennilerimizi;
Orta Doğu Gazeteciler Cemiyeti,
Ajans04 ve
Ağrı Hürses ailesi olarak kamuoyuyla paylaşıyoruz.