Türk ile Kürt yalnızca et ile tırnaktan ibaret değildir.
Gerçekte Türk ile Kürt aynı damarda akan kan gibidir.
Kürdün kıymetini bilmeyen Türk, Türk’ün kıymetini bilmeyen Kürt kaybetmeye mahkumdur.
Tarihte Türklerle Kürtlerin kaderi hep bir olmuştur.
Öylesine birbirlerine kaynaşmışlardır ki kimin Türk kimin Kürt olduğunu tespit etmek gayrı imkansız hale gelmiştir.
Kürtler tarihleri boyunca Türk kardeşlerine asla ihanet etmemişlerdir.
Tarihte Türk-Kürt savaşı yoktur.
İmparatorluğumuzun dağıldığı o hüzünlü ve kapkara günlerde Kürtler başka halklar veya milletler gibi Türk kardeşlerinden kopmayı düşünmedikleri gibi onlara ihanet etmeyi, yani düşmanlarla bir olup Türk kardeşlerini arkadan vurmayı asla akıllarının ucundan dahi geçirmemişlerdir.
Türkiye’yi işgal eden güçlere karşı Kürtler Türk kardeşlerinin yanında saf tutmuşlardır.
Kan dökmüşlerdir ortak vatanları ve ortak idealleri için.
Düşmanı birlikte kovmuşlardır, Cumhuriyet’i birlikte kurmuşlardır.
Milli Mücadelenin harcında Kürdün kanı vardır.
Cumhuriyetin asli kurucu unsurlarından biri de Kürtlerdir.
Sadece Türkiye sahasında değil, Irak’ta da Kürtler Türk kardeşlerine ihanet etmemişlerdir.
İngilizlerin ihanet tekliflerini ellerinin tersiyle itmişlerdir.
Şeyh Mahmud Berzenci, Barzaniler ve diğer irili-ufaklı Kürt aşiretleri bu sadakat duygusuyla hareket etmişlerdir.
Kutu’l Amare zaferinde Kürtlerin desteği büyük olmuştur.
Kürtler Türklerden ayrı bir devlet arayışı içinde olmuş olsalardı o günlerde İngilizlerin tekliflerini reddetmezlerdi.
Kürtler her zaman Türkiye’yi kendi vatanları olarak görmüşlerdir.
Türkleri kendi kardeşleri olarak görüp baş tacı etmişlerdir.
Türkiye’ye düşman olanları kendi düşmanları olarak bilmişlerdir.
Bunu imanlarının gereği saymışlardır.
O yüzden sakın ola ki hiç kimse Kürt denildiğinde akla “ayrılıkçılık, bölücülük” vb ithamları getirmesin.
Bu Kürtlere çok büyük bir bühtan olur.
Bu kem sözlerin hepsi Kürtlerin yüreğine dokunur.
Türk-Kürt kardeşliğini bozacak bu dilden herkesi sakınmaya çağırıyoruz.
Kürtlerin kendi devletlerinden talepleri asla bölücü talepler değildir.
Kendi dillerine ve kültürlerine dair taleplerinin hiç birisi bölücü talepler değildir.
Tersine bütünleşmeyi sağlayıcı taleplerdir.
Kürtlerin kendi dillerine ve kültürlerine dairtaleplerini bölücülük-ayrılıkçılık biçiminde görüp suçlamak, tam da Kürtleri Türklerle karşı karşıya getirmeyi amaçlayan o şer odaklarının oyununa uygun davranmak anlamına gelir.
Bu oyunu birlikte bozmanın vakti geldi de geçiyor.
Herkes şunu bilmeli:
Kürdü kendi eşiti olarak görüp sevmeyen bir Türk’ün imanında sorun var demektir.
Türk’ü kendi canından bilip sevmeyen bir Kürd’ünde imanında sorun var demektir.
Yüce Peygamberimiz ne güzel buyurmuş:
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.”
Türk ile Kürdün sevgisi imanın bir gereğidir.
Türk-Kürt ittifakı da akidemizin bir emridir.
Türkler ve Kürtler birbiriyle bütünleşmişlerdir; kopmaları her ikisinin de felaketi anlamına gelir.
Türk milliyetçiliğinin fikir babası olan merhum Ziya Gökalp’ın şu sözleri hepimizin aklında her daim asılı durması gereken önemdedir:
“Türklerle Kürtler bin yıllık bir ortak din, ortak tarih ve ortak coğrafya sonucunda maddi ve manevi bakımlardan birleşmişlerdir.
Bugün ise ortak düşmanlar ve ortak tehlikeler karşısında bulunuyorlar.
Bu tehlikelerden ancak ortak bir kararlılıkla kurtulabilirler.
O halde büyük bir inançla diyebiliriz ki, Türkler ile Kürtlerin birbirini sevmesi her iki taraf için hem dini hem de siyasi bir farzdır.
Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir.
Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir.”
Ziya Gökalp’ın bu sözlerini yürekten alkışlıyoruz.
Bu millet tasavvurunu ve Türk-Kürt kardeşliğini Fransız tipi vatandaşlık ve ulusçuluk anlayışına kurban etmekten kaçınmak gerek.
Sürecin anlayış hattını ortak akidemize dayalı bu ittifak anlayışı ve kapsayıcı millet tasavvuru oluşturmalı.




