Halepçe’yi katliamdan sonra gidip görmüştüm.
Küçük yaştaki Halepçeli Kürt kızımıza anadilim olan Kürtçe ile kaç yaşında olduğunu sorduğumda verdiği cevabı asla unutamam:
“Kimyasal bomba atıldığında…”
Yaşına dönüm noktası olarak o kimyasal bombayı koymuştu.
O cevap karşısında oturup ağlamıştım.
Bu satırları yazarken bile o küçük yaştaki üstü başı perişan ama onurlu ve asil bir kalbe sahip Kürt kızımızın o esmer bakışları üstümde duruyor. Ve sımsıcak gözyaşı olarak yüreğime akıyor.
Halepçe tarifsiz bir soy kırımdı.
Namertçe ve alçakça bir soykırımdı.
Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığım Girişim dergisinde Halepçe soykırımını kapak yaptığımızda 12 Eylül askeri rejiminin baskısı ve vesayeti tüm koyuluğuyla devam ediyordu. Kürde Kürt demenin yasak olduğu o dönemlerde cesaretimizi kuşanarak Halepçe katliamını kapak yapmış, İslami ve insani tepkimizi en üst perdeden koymuştuk.
Yüreğimi acıtan bir olayı aktarmadan geçersem tarihe doğru not düşmüş olmam.
Evet, yüreğimi asıl acıtan, bizim o Halepçe duyarlılığımıza dönemin önde gelen kimi İslamı zevatın veya tabiri diğerle İslamcı mahallemizin kimi önde gelen isimlerinin gösterdiği refleksti.
“Keşke” diye başlayan “Sizi Kürtçü diye suçlarlar” suretine bürünen o malum tepkiselliğin altında yatan duygu ve düşünce hâlâ yüreğimi inciten bir hatıra olarak durur.
Hatta öncesinde Halepçe katliamını kapak yapacağımızı duyup bizi uyaranların kimi sözlerini hatırladığımda yüreğim kanar.
“Kürtlerin Hiroşiması” olarak kapaktan andığımız Halepçe karşısında İslamcı mahallemizden o birilerinin gösterdiği tepki hiç değişmedi. Biçim değiştirerek devam etti.
Müslüman Kürtlere yönelik bir katliam söz konusu idi.
Yüreğimiz kanıyordu.
Gözyaşlarımız sel olmuştu.
Ama o birilerinin derdi başkaydı.
Dünyanın her yerindeki Müslümanlara sahip çıkan bir ümmetçilik anlayışımız vardı.
Mertçe ve ilkeli biçimde sahip çıkanlardandık biz de.
Katıksız ve ödünsüz ümmetçi bir anlayışa sahiptir.
Girişim’i merak edip tarayanlar çıkarsa o katıksız ümmetçi duruşumuzu görürler.
Ne yazık ki içimizden o birilerinin ümmetçiliği “Kürtlerin Hiroşiması” söz konusu olduğunda suskun kalmayı salık veren bir sınır hattı oluşturuyordu.
Halepçe’yi unutmadık, unutmayacağız.
Unutturmayacağız da!
Halepçe katliamı karşıdında o gün takınılan tavrı da unutmadık, unutmayacağız.
Çünkü Kürtler söz konusu o tavır nedense hiç değişmiyor da onun için.
Bu ümmetin yetimleri olan Kürtleri kurda-kuşa yem edenlerin ve en fenası sahipsiz bırakanların ümmetçilik iddialarını da esefle not etmeye devam edeceğiz.
Mekanları cennet olsun.
Müslüman Kürt halkının başı sağolsun.




