TÜİK verilerine göre Ağrı’da işsizlik oranı son üç yılda yüzde 16,1’den yüzde 9,3’e kadar geriledi. Kağıt üzerinde bakıldığında bu ciddi bir başarı gibi duruyor. Ancak meseleye biraz yakından bakınca, akıllara o meşhur Şener Şen repliği geliyor: “Sor bakalım niye yaptım…”
Gerçekten soralım: Ağrı’da işsizlik neden düştü?
Önce tabloyu netleştirelim. Son üç yılda Ağrı’nın nüfusu yaklaşık 550 binden 490 bine geriledi. Yani şehir yaklaşık 50 bin kişi kaybetti. Bu ciddi bir göç demek. Özellikle genç nüfusun batıya ve yurt dışına yöneldiği bir süreçten bahsediyoruz. Hal böyle olunca, iş arayan kişi sayısı da doğal olarak azalıyor. Bu da işsizlik oranını aşağı çekiyor.
Peki istihdam arttı mı?
Hayır.
İŞKUR son üç yılda kayda değer bir istihdam politikası ortaya koyabildi mi? İş gücü uyum programı dışında ciddi bir çalışma var mı? Yok. Tekstil kenti olarak lanse edilen alanda istihdam arttı mı? Aksine daralma var. İnşaat sektörü hareketli mi? Hayır, son derece sınırlı.
Yani aslında ortada büyüyen bir ekonomi yok. Artan bir üretim yok. Yeni açılan fabrikalar yok. Buna rağmen işsizlik düşüyor.
Nasıl?
Cevap basit: İş arayan azalıyor.
Tıpkı yıllar önceki o analizde olduğu gibi; insanlar iş bulamadığı için iş aramaktan vazgeçiyor ya da göç ediyor. Bu durumda istatistiklerde işsizlik düşüyor. Ama sahadaki gerçek değişmiyor.
Bugün Ağrı’da açılan en basit bir iş ilanına 1000-2000 kişinin başvurduğu bir ortamda, “işsizlik düştü” demek ne kadar gerçekçi?
Aslında düşen şey işsizlik değil, iş gücüne katılım.
Bu nedenle açıklanan yüzde 9,3’lük oranı tek başına başarı olarak okumak yanıltıcı olur. Çünkü bu oran, ekonomik canlılıktan değil; göçten, umutsuzluktan ve sistem dışına çıkan iş gücünden besleniyor.
Sonuç olarak; Ağrı’da işsizlik rakamlarda düşüyor olabilir. Ancak sahada hissedilen gerçek çok daha farklı. Asıl soru hâlâ geçerliliğini koruyor:
“Bir bak bakalım, işsizlik gerçekten mi düştü?”




