SÜREÇ PKK İLE ALAKALI, KÜRTLERLE DEĞİL!
O yüzdendir ki İmralı’da Öcalan ile konuşuluyor.
Öcalan ile Kürtlerin geleceği konuşulmuyor, PKK’nın silahlarıyla birlikte tasfiyesi konuşuluyor.
Silahlarını bırakıp geleceklerin devlet ve toplumla nasıl bütünleştirileceği konuşuluyor.
Siyasallaşma süreci konuşuluyor.
Devlet Kürtlerle ilgili bir meseleyi Öcalan’ı Kürtlerin önderi olarak gördüğü için konuşmuyor, kurucu önderi olduğu PKK’nın geleceğiyle ilgili olarak konuşuyor.
Sürecin özü de esası da bu.
Sürecin diğer ayağı, elbette demokratikleşmedir.
Ancak bu silah bırakmanın karşılığı değildir.
Yani demokratikleşme silah bırakmanın şartı değildir.
Kürtlerle ilgili talepler silah bırakmanın şartı değildir.
Silah sorunu çözüldüğünde demokratikleşme için gerekli olan vasat oluşmuş olacaktır.
Yeni bir döneme girilmiş olacaktır.
Türkiye Yüzyılı’nın inşa süreci başlayacaktır.
Yeni dönemin anayasası olacak ve demokratikleşme derinleştirilecektir.
Talepler setini şimdiden silah bırakmanın sanki şartıymış gibi gündeme taşımak veya böyle bir algının oluşmasına sebebiyet vermek sürecin amacına aykırı olduğu gibi sürecin kendisine de zarar verir.
PKK Kürtler adına konuşmaya yetkili tek hareket değildir.
Kürtler çeşit çeşittir.
Kürtlerle veya talepleriyle ilgili konuşulacaksa sürecin iki aşamasında Kürtlerin her kesimiyle konuşulur.
PKK’nın bu süreçte tekelcilik iddiasında bulunması, esasen kendisi gibi düşünmeyen milyonlarca Kürdün iradesine de saygıyla bağdaşmayan anti-demokratik bir davranıştan öte bir anlam taşımaz.
Kürtler kendi taleplerini demokratik inşa sürecinde özgürce dile getirirler.
Bu taleplerin karşılık bulması için de siyaset yaparlar.
Süreci taçlandıracak demokratik inşa süreci, hiç kimsenin kuşkusu olmasın, herkesi kapsayan ve hiç kimseyi dışarıda bırakmayan, yani “Hepimiz eşitiz Türkiye” anlayışıyla yeni bir pratiğin adı olarak tarihe geçecektir.
DEVLETİ SUÇLAMAKTAN VAZGEÇİLMELİ
“PKK adım attı, devlet henüz hiç bir adım atmadı” ise doğruluktan yoksun, süreci enfekte etme amacını içkin bir iddiadır.
PKK’nın yaptığı tek şey, kendini feshettiğini söylemek ve silah bırakma kararını anlamlı bir yakma töreniyle göstermek oldu.
Kuşkusuz bu tarihi önemde bir adımdı.
Peki buna karşılık devlet somut bir adım atmadı mı?
-TBMM çatısında altında oluşturulan süreç komisyonu somut bir adım değil de nedir?
-Barış ve çözüm kapılarını ardına kadar açan “Çerçeve Yasa”nın 467 gibi rekor bir oyla çıkartılması somut bir adım değil de nedir?
-“Çerçeve Yasa”nın içinde yer alan süreçle ilgili kurulun bizzat CB Yardımcısı ve konuyla ilgili bakanlarımızdan oluşturulup faaliyete başlaması ve bu üst kurula bağlı bir alt kurulun oluşturulması, bu kurullardan birinde Öcalan’a işlevsel olacak şekilde yer verilmesi, somut bir adım değil de nedir?
Şimdi sıra PKK’nın söz verdiği üzere silahlarını bırakıp devletle ve toplumla bütünleşme adımını somut olarak atmaya gelince birden bire devleti sanki hiç bir somut adım atmamış gibi göstererek suçlamak, devletin süreç konusunda samimiyetini tartışma konusu yapmak, sanki Erdoğan iktidarında Kürtler için hiç bir adım atılmamış, sözgelimi inkar ve asimilasyon sonlandırılmamış, Erdoğan Kürtlerin talepleri karşısında inkarcı ve dışlayıcı politikalar izlemiş gibi bir algı oluşturmak, sürecin ruhuyla bağdaşmayan gerçek dışı iddialardır.
Bu tarz iddialar ne kadar asılsız ise, bir o kadar da süreci enfekte edicidir.
Teyit ve tespitten sonra çerçeve yasa yürürlüğe girecektir.
Çerçeve Yasa bir ilktir. Her şey değildir.
Devamı da gelecektir.
Süreç aşamalı bir şekilde kalıcı barışı sağlayacak anlayışla inşa edilecektir.
Çerçeve Yasa, yeni bir devrin kapısının açılmasıdır.
Yapılması gereken, bu kapıdan içeriye aynı özgüven ve cesaretle adım atmaktır.
Süreç kendi doğal mecrasında amaçlanan yere varacaktır.
Bu inşa sürecine katkı sağlayacak yeni anlayışı içselleştirmek, siyasetin gücüne inanmak gerekir.
Kandil bu kapıdan adımını atacak cesareti ve özgüveni göstermelidir.




