DAVUTOĞLU’NDAN YANA OLMADIM, YANA OLANLARDAN DA YANA DEĞİLİM… SAFIMIZ EN BAŞINDAN BELLİDİR BİZİM…
Milletvekiliydim.
İlkin Reis önerdiği için baş tacı ettim Sayın Davutoğlu’nu.
Sonra Reis’in Külliye’ye sıkıştırılıp sadece “vefa” gösterilmesi gereken bir kurucu öndere dönüştürülmek istendiğini gördüğümde tavır koydum.
“Erdoğansız AK Parti” projesine hiddetle ve şiddetle karşı çıktım.
Davutoğlu o projenin sahiplerinden biriydi.
FETÖ’nün 17/25 Aralık operasyonun Reis’e kadar uzanacak ölümcül ikinci darbesi olan Yüce Divan operasyonunun da destekleyiciydi Davutoğlu.
O operasyona karşı nasıl şiddetli ve hiddetli direnç gösterdiğimizi herkes bilir.
Meclis’te Yüce Divan oylamasında AK Parti’mizin adeta ikiye yarılmasının müsebbibi de Davutoğlu ve ekibiydi.
O ilk oylamadaki fireleri gördüğümde a haber’e telefonla meclisten bağlanıp “İçimizdeki hainler” diye başlayan zehir zemberek bir konuşma yapmıştım. İçimizde “evet” diyenlerin FETÖ’cülerden çok daha tehlikeli olduğuna dikkat çekerek topunu “hainlik ve şerefsizlik”le suçlamıştım. Hızımı alamayıp genel kurul salonunda ve kuliste “evet” dediklerini varsaydığım tüm vekil, bakan ve yöneticilere sözlü hakaretlerde bulunmuştum. “Kim ki bu FETÖ operasyonuna evet demişse!” diye başlayan ağır hakaretler savurmuş sürmüştüm öfkeyle.
Bu yüzdendir ki şahsımı ihraç istemiyle disipline sevketmek istedikleri bilgisini bizzat dönemin Başbakan Yardımcısı olan değerli kardeşim Yalçın Akdoğan’dan duymuştum. Yalçın kardeşim bizzat arayarak bilgi vermişti. Kimin AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu üzerinde tazyik oluşturarak disipline sevkimi istediğini de isim olarak söylemişti. O isim şimdilik bende kalsın. Dönemin tarihini yazdığımda, Yemyeşil Şeriat Bembeyaz Demokrasi’nin ikinci cildini yazdığımda, hem ismini hem de ayrıntılarını yazarım elbet. Sonra ne olduysa oldu, vazgeçildi. Göze alamadılar anlaşılan.
Diyeceğim o ki biz neredeyse çoklarının Davutoğlu karşısında makam kapmak için el pençe divan durduğu dönemde tavrımızı mertçe ortaya koyduk.
Davutoğlu’nun genel başkan yardımcısına da, en muktedir baş danışmanına da Reis’e dokunduran laflar ettiklerinde hak ettikleri cevabı medya üzerinden vermekten kaçınmadık. Köşe yazılarım ve o günkü demeçlerim arşivlerde duruyor.
7 Haziran seçimlerinden hemen sonra Genel Başkan ve Başbakan Davutoğlu ile AK Parti Genel Merkezi’nde yaptığımız baş başa görüşmemizde de tavrımı mertçe yüzüne karşı söylemiş biriyim.
“Ahmet kardeşim” diye başlayan cümlelerle hem de.
“Reisçi olduğum için harcanmak istendiğimi” yüzüne karşı söyleyerek…
“Kim ki Reis’e ihanet ederse kılıcımı onun boynuna ilk indiren de ben olurum, bilesin” diyerek noktaladığım o görüşmenin ayrıntısını da o kitapta anlatırız elbet.
Davutoğlu’nun Başbakan Yardımcısının “Cumhurbaşkanının sözü Hükümetimizi bağlamaz” lafına a haber canlı yayınında nasıl sert karşılık verdiğim de arşivde duruyor.
Biz Davutoğlu muktedir iken onun karşısında makam için eğilenlerden olmadık.
Kendisinden yana olmadık. Kendisinden yana olanlarla da olmadık.
Kendisine düşman olmadık. Kendisini ayrıldıktan sonra düşmanca eleştirenlere karşı da savunmayı kardeşlik hukukunun gereği bildik.
Davutoğlu kim ne derse desin, bizim insanımızdır. Kardeşimizdir. Reis’e yanlış yapmıştır. Nefsine uyup yanlış yola girmiştir.
Yanlış yaptığında eleştirmekten geri durmadığım gibi onu yanlış yere eleştirenlere karşı savunmayı da kardeşlik hukukunun ve geçmişin hatırı için gerekli bulurum.
Cumhurbaşkanımızı ve ailesine yönelttiği o sözler asla kabulü mümkün olmayan çirkin suçlamalardır. “Benden ölünceye kadar Cumhurbaşkanımızla ilgili tek olumsuz laf duymayacaksınız. Duyarsanız yüzüme tükürün!” diyerek o duruşuyla gönüllerde taht kuran Davutoğlu sözünün eri olamadı.
Cumhurbaşkanımızı devirmek isteyen masanın bir parçası olması, onu her anlamda bitirdi.
Davutoğlu’nun yanında olduğunu bugün haykıranlar, aslında kimin karşısında olduklarını bildirmiş oluyorlar.
Lafın tamamı budur.
Bizim safımız belli.





