Akademideki 10 yılı aşkın süre boyunca sürekli olarak akademik çalışmalar yaptım. Bundan sonra şehrime bir vefa borcu olarak Ağrı’ya dair düşüncelerimi, beklentilerimi, hayal kırıklıklarımı yazmaya karar verdim. Uzun bir zaman dilimine yayılacak yazılar kaleme alıp aklımdaki ve kalbimdekileri yazıya dökmeye çalışacağım.

Bir akademisyen olarak arşivleri taradığımda, bazen sadece bir belge üzerinde uzun süre düşündüğüm oluyor. Bir nüfus kaydı, eski bir gazete haberi ya da yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf, ilk bakışta sıradan görünebiliyor. Oysa biraz dikkatle bakıldığında, o belgenin arkasında insanların hayatına dair büyük bir hikâyenin saklı olduğunu fark edebiliyorsunuz. Bunu doğup büyüdüğüm, üniversitesinde çalışma ve şehre akademik anlamda hizmet etme bahtiyarlığına erdiğim Ağrı üzerine çalışırken daha fazla hissediyorum.

Bugün bildiğimiz Ağrı’nın sokaklarında dolaşırken, bundan yarım asır önce veya daha evvelinde burada yaşayanların neler yaptığını, giyimlerinin nasıl olduğunu, ne ile uğraştıklarını düşünmek ilginç. Hangi dükkânlar vardı ve bunlarda ne satılıyordu? İnsanlar nerede buluşuyordu? Buluştukları kamusal mekânlarda ne yiyip içiyorlardı, ne konuşuyorlardı? Çocuklar sokaklarda hangi oyunları oynuyordu? Şehrin geçim kaynakları nelerdi? İnsanlar geleceklerini burada mı kuruyordu, yoksa başka yerlere gitmenin yollarını mı arıyordu? Anlayacağınız aklıma maziye dair bir kamyon dolusu soru dolaşıyor. Bu soruların her biri bizi başka başka hikâyelere götürüyor.

Ağrı’nın geçmişine dair belgeleri inceledikçe, aslında bir şehrin kaderini belirleyen unsurların ne kadar çeşitli olduğunu görüyoruz. Nüfus hareketleri, eğitim, ulaşım, ekonomik imkânlar, kamu yatırımları, harcamaları ve göç... Bunların her biri insanların hayatına dokunmuş.

Bir okulun açılması, sadece yeni bir binanın yapılması değildir. O okuldan mezun olan çocukların hayatını, ailelerin beklentilerini ve toplumun geleceğe bakışını da etkiler.

Yeni bir yolun yapılması, sadece yol yapımından ibaret değildir. İnsanların başka yerlere ulaşmasını, ticaretin gelişmesini ve şehrin dış dünya ile ilişkisini değiştirir.

Göç ise daha derin izler bırakır. Gidenlerin ardından boşalan evler, başka yerlere taşınan aileler ve geride kalanların değişen hayatları... yeni gelenlerin kendileri ile getirdikleri kültür… yani şehirler de tıpkı bir organizma gibi sürekli büyür, değişir, dönüşür, gelişirler…

Bütün bunlara birlikte baktığımızda, Ağrı’nın hikâyesinin aslında insanların hikâyesi olduğunu görüyoruz.

Belki de bu yüzden bir şehri anlamak için sadece haritalara ve binalara bakmamak gerekiyor. İnsanların hayatlarına bakmak gerekiyor.

Bugün Ağrı’nın nüfusunu, mahallelerini, ekonomik yapısını veya eğitim durumunu konuşurken, bunların yarım asır önce nasıl olduğunu hatırlamak bize bugünü anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.

Ağrı’da 330 Bin Ton Şeker Pancarı İşlenecek
Ağrı’da 330 Bin Ton Şeker Pancarı İşlenecek
İçeriği Görüntüle

Çünkü bugün gördüğümüz Ağrı, geçmişte yaşanan tercihlerin, göçlerin, yatırımların ve toplumsal dönüşümlerin bir sonucu. Ve bu hikâye henüz bitmiş değil.

Bugünün Ağrı’sı da geleceğin arşivlerinde yerini alacak.

Belki yıllar sonra başka biri, bugün bizim baktığımız gibi bugünün belgelerine bakacak ve şu soruyu soracak:

“Ağrı’yı bu hâle getiren neydi?”

İşte asıl hikâye, biraz da bu sorunun cevabında saklı.