Herkesin konuştuğu ve Ağrı için büyük bir şans olabilecek Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisini yazmaya karar verdim. 1 Ekim’de Sayın Valimiz Dr. Önder Bozkurt ile birlikte, Nuh’un Gemisi ile ilişkilendirilen Durupınar Formasyonu’nda akademisyenler ve Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen heyetle incelemelerde bulunduk. Bu ziyaret, yıllardır tartışılan Durupınar’ı yeniden düşünmeme vesile oldu. 2026’da Prof. Dr. Cenker Atila başkanlığında yürütülen araştırmaya beş ülkeden yaklaşık 20 bilim insanı katılıyor. Peki Durupınar’da gerçekten ne aranıyor?

Yüzyıllar boyunca seyyahların yolu Ağrı Dağı’na düştü. Bilim insanları da bu görkemli dağın izini sürdü. Araştırmacılar zirvesine baktı. Eteklerini inceledi. Çevresindeki anlatıları kayda geçirdi. Çünkü Ağrı Dağı sıradan bir dağ olarak görülmedi. Kutsal anlatılarla iç içe geçmiş bu heybetli dağ her dönemde merakın odağında yer aldı. Bu merakın merkezinde ise Nuh’un Gemisi vardı. Doğubayazıt ovasının üzerinden yükselen bu heybetli kütle yüzyıllardır insanların dikkatini çekiyor. Zirvesi bulutlara uzanıyor. Eteklerinde farklı medeniyetlerin izleri bulunuyor. Çevresinde anlatılan hikâyeler ise dağın coğrafi sınırlarını çoktan aşmış durumda. Bu hikâyelerin en bilineni Nuh’un Gemisi.

Nuh Tufanı insanlık tarihinin en eski anlatılarından biri. Yahudilikte Tevrat’ta yer alıyor. Hristiyanlık bu anlatıyı Eski Ahit üzerinden sürdürüyor. İslam’da ise Hz. Nuh ve Tufan farklı surelerde anlatılıyor. Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor. Kur’an’da geminin Cûdî üzerine oturduğu belirtiliyor. Tevrat’ta ise geminin “Ararat dağları” üzerine oturduğu ifade ediliyor. Ararat’ın bugünkü Ağrı Dağı ile özdeşleştirilmesi ise sonraki tarihsel yorumların ürünü. Bu ayrımı bilmek önemli. Çünkü bugün Ağrı Dağı ile Nuh’un Gemisi arasında kurulan bağ doğrudan Kur’an’daki bir ifadeye dayanmıyor. Buna rağmen Ağrı Dağı zamanla Nuh’un Gemisi anlatısının en güçlü sembollerinden biri haline geliyor.

Bu ilişkinin modern dönemdeki en önemli dönüm noktası 1959 yılı. 11 Eylül 1959 tarihinde Harita Yüzbaşı İlhan Durupınar Ağrı Dağı çevresinin hava fotoğraflarını incelerken dikkat çekici bir oluşum fark ediyor. Doğubayazıt yakınlarında bulunan bu şekil bir gemiye benzetiliyor. Böylece yüzyıllardır anlatılan bir hikâyenin karşısına fiziksel olarak incelenebilecek bir oluşum çıkıyor. Soru artık daha somut hale geliyor. Bu yapı gerçekten bir geminin kalıntısı mı? Yoksa doğanın meydana getirdiği bir oluşum mu? Durupınar’ın keşfi kısa sürede Türkiye sınırlarını aşıyor. Hayat Dergisi bölgedeki gelişmeleri sayfalarına taşıyor. 1960 yılında yapılan araştırmalar kamuoyuna duyuruluyor. Ardından 1961 yılında dergi fotoğrafçı Ara Güler’i bölgeye gönderiyor. Ara Güler’in çektiği fotoğraflar bu sıra dışı oluşumun daha geniş çevrelerce tanınmasını sağlıyor.

Sonraki yıllarda bölgeye yönelik araştırmalar devam ediyor. Amerikalı Ron Wyatt da bu araştırmacılardan biri. Wyatt 1980’li yıllarda bölgede çeşitli incelemeler yapıyor. Arazi radarı ve farklı teknik araçlarla oluşumu araştırıyor. Kendi değerlendirmelerine dayanarak buranın Nuh’un Gemisi olduğunu ileri sürüyor. Görüşlerini 1989 yılında yayımladığı Discovered: Noah’s Ark adlı kitabında topluyor. Ancak Wyatt’ın iddiaları bilim dünyasında kesinleşmiş bir bulgu olarak kabul edilmiyor. Bu ayrım önemli. Çünkü Nuh’un Gemisi tartışmasında yıllar boyunca ortaya atılan iddialar ile bilimsel olarak doğrulanmış sonuçlar zaman zaman birbirine karıştırılıyor.

Aynı yıllarda alanın korunmasına yönelik önemli bir adım atılıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 3657 sayılı kararıyla bölge koruma altına alınıyor. Kararın tarihi konusunda kaynaklarda farklı kayıtlar bulunuyor. Resmî kayıtlarda 17 Eylül 1987 tarihi yer alırken bazı akademik çalışmalarda 1989 tarihi kullanılıyor. Alanın doğal sit olarak korunması kararı ise tartışmanın başka bir boyutunu oluşturuyor. Burada devletin Nuh’un Gemisi’ni kabul ettiğini söylemek doğru değil. Koruma kararı alanın doğal ve kültürel değerinin korunmasına yönelik.

Ağrı’da Hayvan Borsası Çağrısı
Ağrı’da Hayvan Borsası Çağrısı
İçeriği Görüntüle

2026 yılında bu soru yeniden gündeme geliyor. Durupınar Formasyonu çevresinde yaklaşık üç ay süren yeni bir arazi çalışması gerçekleştiriliyor. Farklı ülkelerden bilim insanlarının katıldığı çalışmalarda haritalama yapılıyor. Fotoğraf ve GPS verileri toplanıyor. Radar taramaları gerçekleştiriliyor. Farklı noktalardan çok sayıda toprak örneği alınıyor. Araştırma ekibi bu numunelerin laboratuvarlarda inceleneceğini açıklıyor. Organik maddeler ve karbon analizleri üzerinden elde edilecek sonuçların oluşumun niteliği konusunda yeni veriler sunması bekleniyor.

Son araştırmalarda yüzeyin birkaç metre altında dikkat çekici yapıların bulunduğuna ilişkin açıklamalar da yapıldı. Yaklaşık 160 metre uzunluğundaki bir oluşumdan söz ediliyor. Bunun Nuh’un Gemisi’nin kutsal metinlerde verilen ölçüleriyle ilişkilendirilebileceği ileri sürülüyor. Fakat burada bilimsel ölçüyü korumak gerekiyor. Radar görüntüsünde görülen bir yapı tek başına arkeolojik kanıt değildir. Bir oluşumun gemiye benzemesi de onun gemi olduğunu göstermiyor. Kesin bir sonuca ulaşmak için farklı disiplinlerden elde edilen verilerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Dünyanın birçok yerinde Nuh’un Gemisi denildiğinde Ağrı Dağı’nın adı biliniyor. Buna rağmen bu bilinirlik güçlü bir turizm hareketine dönüşmüş değil. Bunun temel nedeni Ağrı’nın değer eksikliği değil. Değerlerin yeterince bütünleştirilememesi. Ağrı Dağı ayrı anlatılıyor. Nuh’un Gemisi ayrı. İshak Paşa Sarayı ayrı. Ahmed-i Hani ayrı. Doğubayazıt’ın tarihî dokusu ayrı. Oysa bunların tamamı tek bir kültür rotasının parçaları olabilir.

Doğubayazıt’a gelen bir ziyaretçi Ağrı Dağı’nı görmeli. Nuh’un Gemisi alanını ziyaret etmeli. İshak Paşa Sarayı’na geçmeli. Ahmed-i Hani’nin düşünce dünyasını tanımalı. Bölgenin yemek kültürüyle karşılaşmalı. Yerel ürünlerle buluşmalı. Bunları yapmak için öncelikle Nuh’un Gemisi alanına ulaşım ve çevre düzenlemesi güçlendirilmeli. Alanın tarihini anlatan çok dilli bilgilendirme sistemleri kurulmalı. Bir ziyaretçi merkezi oluşturulmalı. Bu merkezde Nuh Tufanı’nın farklı dinlerdeki yeri anlatılmalı. 1959 yılında İlhan Durupınar’ın keşfinden başlayarak araştırmaların tarihi gösterilmeli. Ara Güler’in fotoğrafları şehrin farklı yerlerinde sergilenmeli. Ron Wyatt’ın iddiaları kaynaklarıyla birlikte aktarılmalı. Bugün yapılan radar ve laboratuvar çalışmalarının hangi yöntemlerle yürütüldüğü ziyaretçiye gösterilmeli.

Burada amaç “Nuh’un Gemisi bulundu” demek olmamalı. Asıl amaç binlerce yıldır devam eden bir arayışın hikâyesini anlatmak olmalı. Bu yaklaşım hem bilimsel açıdan daha doğru hem de turizm açısından daha güçlü olabilir. Çünkü Ağrı’nın anlatacak bir hikâyeye ihtiyacı yok. Ağrı’nın zaten çok güçlü bir hikâyesi var. İhtiyaç duyulan şey bu hikâyeyi doğru biçimde anlatacak bir kültür politikası.
Dijital tanıtım da bu sürecin önemli bir parçası olabilir. Ağrı Dağı’nın üç boyutlu modelleri hazırlanabilir. Durupınar Formasyonu’nun tarihsel araştırma süreci dijital ortamda gösterilebilir. Sanal gerçeklik uygulamaları geliştirilebilir. Dünyanın farklı ülkelerindeki ziyaretçiler daha Ağrı’ya gelmeden bu hikâyenin parçası haline getirilebilir. Üniversitelerle iş birliği yapılarak uluslararası bilimsel toplantılar düzenlenebilir. Böylece Nuh’un Gemisi tartışması magazinsel bir başlık olmaktan çıkarılıp bilimsel araştırma ve kültürel miras eksenine taşınabilir. Şimdi yapılması gereken bu hikâyeyi tüketmek değil. Onu korumak. Araştırmak. Doğru anlatmak. Ve Ağrı’nın geleceği için değerlendirmek.