Son üç gündür yaşananlar bize acı bir gerçeği tüm çıplaklığıyla gösterdi: Ağrı’da kar yağışı değil, koordinasyonsuzluk felaket üretti.
Bir şehir düşünün; yollar kapalı, araçlar yollarda mahsur, insanlar evinden çıkmaya korkuyor. Ulaşılabilecek bir yetkili yok, kriz anında sahada görünen bir irade yok. Ve doğal olarak halk soruyor: “Ya bu kar değil de deprem olsaydı?”
Ortaya çıkan tablo, Ağrı’da belediyenin valilik otoritesine karşı oluşturduğu ciddi bir mesafenin, şehri nasıl felç edebileceğini net biçimde gösterdi. Hazal Aras’ın Mustafa Koç’a uyguladığı soğukluk, bugün karla mücadelede somut bir kriz olarak karşımıza çıktı. Var olan karşı koymalar ve soğuklar nedeniyle valiliğin belediyeyi dikkate almaması, belediyenin de tek başına bu yükün altından kalkamaması sonucunda olan yine vatandaşa oldu.
Hatırlayalım…
Aylar önce Ağrı’da düzenlenmesi planlanan bal festivali, valilik öncülüğünde hazırlanmış; belediye ise “izin alınmadı” gerekçesiyle festivali iptal ettirmişti. O gün Vali Mustafa Koç, ortamın daha fazla gerilmemesi adına sessiz kalmış, festivali geçici olarak durdurduklarını söylemişti. Peki bugün ne oldu?
O gün valiye rest çeken belediye başkanı, bugün kar yağışında valiyi yanında göremiyor. Bu doğru bir yönetim anlayışı mıdır, tartışılır. Ama sonuç ortada: Şehir sahipsiz kaldı.
Bugün Ağrı’da yalnızca bir siyasi görüş değil; DEM Parti seçmeni de, AK Parti seçmeni de, HÜDAPAR’dan Gelecek Partisi’ne kadar herkes topyekûn isyanda. Çünkü mesele artık siyaset değil, hayatın kendisi. Üç gündür araçlarımız yollarda kalır korkusuyla dışarı çıkamıyoruz. Kar esareti hâlâ devam ediyor. Sosyal medyada halkın “Ağrı perişan oldu” demesi bir abartı değil, yaşanan gerçeğin ifadesidir.
Asıl korkutucu soru ise şu:
Allah muhafaza, bugün kar değil de deprem ya da sel olsaydı ne olurdu?
Bu belediyeye mi güvenecektik?
Bu koordinasyonsuzluğa mı canımızı emanet edecektik?
Bize sürekli şu söyleniyor: “Kar çok yağdı.”
Hayır.
Hasan Arslan döneminde bundan çok daha fazla kar yağıyordu. Üstelik iki günde bir yağıyordu. Ama şehir temizleniyordu, yollar açılıyordu, kimse bu kadar perişan olmuyordu. Sonraki dönemler de –Savcı Sayan ve kayyumlar– kar açısından bugünkünden çok daha “şanssız” dönemler yaşadılar. Şuan ki tabloda Hasan Arslan döneminin üçte biri kadar kar yağıyor ama şehir kilitleniyor.
Bir de 25 gün önce yapılan araç parkı şovu var.
Soruyor insan: O gün kameralar önünde dolaştırılan araçlar nerededir?
Şovun hizmetin önüne geçtiği her yerde sonuç aynıdır: İlk kriz anında şov elde patlar.
Şakiro Bahçesi’ni “kent meydanı” diye sunup atıl hâle getiren anlayış, bugün de araçlarıyla şehirde varlık gösteremiyor.
Bu yazı bir kin yazısı değil.
Bu yazı, bir uyarıdır.
Ağrı zor bir coğrafyada, sert iklim şartlarında yaşayan bir şehir. Bu şehir, kriz anlarında güçlü iradelerle, uyumlu yönetimlerle ayakta kalabilir. Geçici heveslerle verilen oyların, bir gün bu şehri nasıl çaresiz bırakabileceğini bugün hep birlikte gördük.
Şunu herkesin açıkça düşünmesi gerekiyor:
Bugün kar yağışında bu hâle düşen bir şehir, yarın daha büyük bir felakette ne yapacak?
Cevap veremiyorsak, sorun kar yağışı değil;
Sorun yönetimdir.





