Dünya Kadınlar Günü’ne bu yıl oldukça ağır bir gündemle giriyoruz. Bir tarafta Epstein belgelerinde adı geçen kız çocukları, diğer tarafta savaşların ortasında hayatını kaybeden kız öğrenciler… İspanyol siyasetçi Tesh Sidi Bergerot’un dikkat çektiği gibi, İsrail ve ABD’nin İran’da bir kız okuluna yönelik saldırısında 165 kız öğrencinin hayatını kaybettiği haberleri dünya gündemine düşmüş durumda. İşte böyle bir atmosferde yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü konuşacağız.
Aslında 8 Mart’ın kökeni bir kutlama değil, bir mücadele hikâyesidir. 1908 yılında New York’ta tekstil işçisi kadınların daha iyi çalışma koşulları ve eşit ücret talebiyle başlattıkları protestolar kadın hareketinin sembollerinden biri haline geldi. Ardından 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Alman aktivist Clara Zetkin’in önerisiyle Uluslararası Kadınlar Günü fikri ortaya atıldı. Birleşmiş Milletler ise bu günü 1977 yılında resmî olarak kabul etti.
Yani 8 Mart aslında çiçek verilen bir gün değil; kadınların eşitlik, hak ve adalet mücadelesinin sembolüdür.
Kadın yalnızca “ailenin direği” olarak tanımlanabilecek bir figür değildir. Kadın, toplumun her alanında var olan bir güçtür. Yönetimde, siyasette, akademide, sporda, ekonomide… Kısacası hayatın her alanında kadınların varlığı toplumların gelişmişlik seviyesini gösterir.
Bu tabloyu yerelden okumak istersek Ağrı’da da önemli örnekler var.
Mesela İbrahim Çeçen Vakfı’nın Mütevelli Heyeti Başkanı Gülseli Çeçen, vakfın yürüttüğü sosyal sorumluluk projeleriyle eğitimden sosyal yardımlara kadar birçok alanda önemli çalışmalar yürütüyor. Bunun yanında KADEM’de görev yapan Ağrılı avukat Pınar Kandemiroğlu, hukuk ve sivil toplum alanındaki faaliyetleriyle dikkat çekiyor.
Öte yandan Ağrı doğumlu bir başka önemli isim olan Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan da devlet yönetiminde kadınların üstlendiği sorumluluğun güçlü bir örneği olarak öne çıkıyor.
Eğitim alanında da Ağrı’dan önemli kadın isimler çıkmış durumda.
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde Rektör Prof. Dr. İlhami Gülçin, rektör yardımcılarından birini kadın akademisyenlerden seçerek dikkat çeken bir adım attı. Üniversitenin rektör yardımcılarından Prof. Dr. Hülya Akıncıoğlu bu anlamda akademide kadın temsiline önemli bir katkı sunuyor. Eğitim dünyasında iz bırakan isimlerden biri de, aramızdan ayrılmış olsa da Ağrılıların gönlünde taht kuran Nurgül Gelturan. Aynı şekilde akademik çalışmalarıyla öne çıkan Ağrılı Prof. Dr. Emine Tayfur da eğitim alanında kentin yetiştirdiği güçlü kadın simgelerinden biri olarak görülüyor.
Kamu yönetiminde de kadınların varlığını görüyoruz.
Ağrı İl Sağlık Müdürü Esra Beşer, kentte kurum müdürü olarak görev yapan tek kadın yönetici konumunda. Milli Eğitim camiasında ise müdür yardımcılarından Neriman Karakoç kadın yöneticiler arasında yer alıyor. Ankara’da ise Ayfer Erdem TİGEM’de daire başkanı olarak görev yaparken, Beril Salman da Gazi Üniversitesi’nde profesör olarak Ağrılıların adını akademi dünyasında yaşatıyor.
Siyasette de kadınlar var.
Eski Milletvekili Fatma Salman bunlardan biri. Bunun dışında siyasi partilerin kadın kolları teşkilatları sahada aktif rol oynuyor. Ağrı açısından önemli bir örnek de AK Parti MYK üyesi Dilan Özmen Özgün. Kadınların siyasetteki temsilini güçlendiren isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bir dönem Ağrı siyasetinde aktif rol alan Besra Şimşek ve bacısı Suzan Şimşek de şehrin gördüğü kadın figürlerden biri olarak hafızalarda yer almış isimler arasında.
Yerel yönetimde ise Ağrı Belediyesi’nin başında bir kadın başkan bulunuyor. Hazal Aras, kadınların yerel yönetimdeki temsili açısından güçlü bir profil olarak dikkat çekiyor.
Toplumsal hayata baktığımızda da kadınların güçlü figürleri var. Ağrı esnafı arasında tanınan “Bal Ana” lakaplı Suzan Sürmeli, şehir hayatında kadınların güçlü temsilini gösteren isimlerden biri.
Yerel basında ise kadın kalemler de dikkat çekiyor. Bu şehirde yazılarıyla öne çıkan isimlerden biri kadın yazar Şeyma Çetrez. Saha haberciliğinde ise İHA muhabiri Merve Gökbakan gibi kadın gazeteciler, mesleklerini büyük bir özveriyle icra ederek kadınların medya alanındaki varlığını güçlendiriyor. Bir de Ağrılı olmasa da Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkan Yardımcısı gazeteci Ayşe Bektik ve yıllardır Ağrı Hürses yayın grubunda yazı işleri müdürlüğü yapan Gözde Kuzucu, Ankara’da Ağrılıların sesi olmuş isimler arasında yer alıyor.
Spor alanında da kadınlar var.
Ağrı’da kurulan kadın futbol takımı, her ne kadar yeterince destek görmese de kadınların spor alanındaki varlığını temsil ediyor. Patnos’ta kurulan kadın basketbol takımı ise genç kızlar için yeni bir umut ve yeni bir rol modeli oluşturuyor. Spor deyince her ne kadar Ağrılı olmasa da Ağrılıların gelini olan ve bir dönem milli başarılarıyla adından çokça söz ettiren milli atletimiz Süreyya Ayhan da unutulmamalı. Elde ettiği derecelerle Türkiye’ye büyük sevinçler yaşatmış ve birçok genç sporcuya ilham olmuştur.
Kadının toplumsal temsili yalnızca siyasette ya da bürokraside değil, kültürde ve medyada da kendini gösteriyor. Son dönemde izleyicinin dikkatini çeken “Eşref & Rüya” dizisi de bunun bir örneği. Dizide güçlü kadın karakterler hikâyenin merkezinde yer alıyor. Nisan karakteri olayların merkezindeki güçlü kadın figürlerinden biri olurken, Çiğdem Komiser karakteri güvenlik bürokrasisinde kadın temsiline dikkat çekiyor. Hikâyede yer alan Gürdal’ın kardeşi Irmak, Savcı Selma ve diğer kadın karakterler de dizinin anlatısında belirleyici bir rol oynuyor.
Bu tablo aslında bize şunu anlatıyor: Kadınlar hayatın her alanında var olmak için mücadele ediyor.
Ama dünyanın başka yerlerinde kız çocukları bombalar altında hayatını kaybederken, kadınların istismar edildiği dosyalar ortaya çıkarken, 8 Mart’ın anlamı ister istemez daha derin bir soruya dönüşüyor.
Belki de bugün sormamız gereken soru şu:
Kadınlar Günü gerçekten bir kutlama günü mü, yoksa insanlığın vicdanını hatırlatan bir gün mü?
Bu vesileyle; yöneten, üreten, yazan, mücadele eden tüm kadınların… Elindeki hamurla tandır başında ekmek pişiren anaların, Tekstil Kent’te evine ekmek götürmek için emek veren kadınların ve toplumun her köşesinde varlık mücadelesi veren tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Çünkü kadın yalnızca bir günün değil, hayatın kendisinin en güçlü parçasıdır.




