“Kelam bitti kılıç konuşacak!” diyenler…
“Biz demedik mi süreç yürümez?” diyenler…
Nasıl da seviniyorlar şimdi…
Kılıçlar kınından sıyrıldı diye…
Kan dökülmeye başlandı diye…
Süreç de bozuldu mu keyiflerine diyecek kalmaz onların…
Ne kadar stratejik bir akla, nasıl geleceği öngören bir zekaya sahip olduklarını kuruldukları gazete ve ekran köşelerinde anlatıp dururlar gayrı…
Akan kan veya akacak olan kan nasıl olsa kanları değil…
Ha bir de fırsatını bulmuşken süreç kalıcı bir barışa evrilsin, adil bir barışla herkes kazansın, artık kan ve gözyaşı akmasın diyenleri dilleriyle dilim dilim doğrama yoluna gideceklerdir…
“Savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmaz!” diyenleri ihanetle suçlayacaklardır…
Kimin arkasına sığınarak bunu yapacaklarını da diyeyim…
Bizzat o sözü diyenleri savunuyormuş maskesi altında bunu yapacaklardır…
Bizzat süreci başlatanların sadık savunucuları pozlarına bürünerek yapacaklardır…
Kendilerinden farklı düşünenlere karşı adeta “cadı avı” başlatacaklardır…
“Söyletmen vurun!” faşizminin kötücül temsilcileri olacaklardır…
Kendi dediklerinin yalnızca ülke yararına, gayrısının da zararlı ve tehlikeli olduğunu varsayarak sistematik bir infaz yöntemine başvuracaklardır…
Kalemlerini kılıçtan beter bir aygıta dönüştüreceklerdir...
O zaman şu soruyu soranlar haklı olmaz mı?
Madem sürecin başarısı veya başarısızlığı Suriye’deki düğümün çözülmesine bağlıydı o vakit içeride onca lafa, onca çabaya, o meclis komisyonuna, İmralı’ya gidip gelmeye, toplumda artık bu sorunun çözüleceğine dair bir umut oluşturmaya ne gerek vardı?
Her suretten süreç karşıtları ağız birliği etmişcesine aynı nakaratı seslendiriyorlar:
“Şimdi kılıç vaktidir.”
İsimleri ve aidiyetleri farklı ama sözleri bir onların…
İlginç bir ittifak düzeneğidir bu, vesselam!