Vizontele Tuuba filmini izleyenler hatırlayacaktır. Tarık Akan filmde Güner Sernikli karakterini canlandırır ve kasabaya kütüphane müdürü olarak atanır Fakat kasabaya gittiğinde büyük bir gerçekle karşılaşır: Ortada kütüphane yoktur. Buna rağmen Güner Bey kasabaya bir kütüphane kazandırmak için çalışmaya başlar.
Ağrı’nın müze hikâyesi de neredeyse Vizontele Tuuba’daki bu sahneyi andırıyor.
Ağrı’ya yıllardır müze müdürleri atanıyor. Müdür geliyor, bir süre görev yapıyor, sonra gidiyor. Yeni bir müdür geliyor. Ama ortada hâlâ bir müze yok. Müdür değişiyor ama müze bir türlü kurulamıyor.
Elbette bir müze müdürünün görevi sadece yapılmış bir müzenin başında oturmak değildir. Arkeolojik eserlerin tespiti, tasnifi, korunması, kaçakçılığın önlenmesi gibi önemli sorumlulukları vardır. Ağrı gibi tarihi geçmişi çok zengin olan bir şehirde bu çalışmaların yürütülmesi de son derece kıymetlidir.
Ama ortada göz ardı edilemeyecek bir gerçek var:
Türkiye’de kaç il vardır ki müze müdürü var ama müzesi yoktur?**
Ağrı’da tam olarak böyle bir durum yaşanıyor.
Bir dönem Vali Dr. Osman Varol zamanında Ağrı’da müze kurulması için ciddi bir çalışma başlatılmıştı. Proje hazırlanmış, süreç ilerletilmiş ve iş neredeyse ihale aşamasına kadar getirilmişti. Üstelik müzenin İl Özel İdaresi kaynaklarıyla yapılması planlanıyordu.
Fakat daha sonra görev değişiklikleri oldu. Vali Mustafa Koç döneminde ise bu müze projesi bir daha neredeyse hiç gündeme gelmedi. Proje askıda kaldı ve Ağrı yine müzesiz bir şehir olarak yoluna devam etti.
Şimdi yeni bir vali var. Yeni bir dönem başladı. Bu dönemde müze meselesi tekrar gündeme gelir mi, yeni bir adım atılır mı bilinmez. Ama ortada değişmeyen bir tablo var:
Ağrı’da müze müdürü var ama müze yok.
Bu yüzden Ağrı’nın hikâyesi bazen Vizontele Tuuba’daki o sahneyi hatırlatıyor. Nasıl ki kütüphanesi olmayan kasabaya kütüphane müdürü atanmıştı, bugün de **müzesi olmayan şehre müze müdürü atanıyor.*
İşte tam da bu yüzden bazen kızıyoruz.
“81 il içinde neden 75’inciyiz, neden 80’inciyiz?” diye soruyoruz.
Ama sonra dönüp baktığımızda şunu görüyoruz:
Şehir bazen öyle bir yönetiliyor ki insan ister istemez bu tabloyu biraz da gülümseyerek anlatmak zorunda kalıyor.
Çünkü bazı meseleler gerçekten *filmlik*
Ağrı’nın müze hikâyesi de işte tam olarak böyle bir hikâye.