Hayatın akışı içinde orada burada karşılaştığımız insanlar, çoğu zaman bize sıradan birer tesadüf gibi görünür. Oysa biraz derinleştiğimizde fark ederiz ki hiçbir karşılaşma gelişigüzel değildir. Her yüz, her söz, her bakış; görünmeyen bir ilahi hikmetin izlerini taşır. İnsan, kendi dar dünyasının penceresinden bakarken olayları basitleştirir; fakat kalp gözünü açtığında, karşılaşmaların bir düzen, bir ölçü ve bir anlam içinde gerçekleştiğini sezmeye başlar. İşte o an, hayatın yüzeyinden derinliğine doğru bir hikmetli yolculuk başlar.
Modern insanın en büyük fukara yanılgılarından biri, hayatı sadece kendi kontrolünde sanmasıdır. Planlar yapar, yollar çizer ve insanları kategorilere ayırır. Kiminle dost/düşman olacağını, kiminle yakın/mesafe koyacağını belirlediğini düşünür. Oysa çoğu zaman en etkili karşılaşmalar, planların dışında gerçekleşir. Hiç beklenmeyen bir anda hayatınıza giren bir insan, bir ömrün yönünü değiştirebilir. Bu da gösterir ki insanın iradesi vardır ama kaderin ince dokunuşları da her an devrededir ve planlarınızın çok üstündedir.
Karşılaştığımız bazı insanlar bize güç verir. Onların varlığı, içimizde saklı duran cesareti uyandırır. Sözleriyle yol gösterir, duruşlarıyla örnek olur, sessizlikleriyle bile anlam öğretirler. Böyle insanlar hayatımıza girdiğinde, kendimizi daha sağlam, daha diri hissederiz. Onlar bir nevi yol işaretleridir; karanlıkta yanan bir kandil gibi, yönümüzü kaybetmememizi sağlarlar. Kısacası kale gibi sarsılmaz dost olurlar.
Fakat her karşılaşma böyle değildir. Bazı insanlar ise bir yük gibi çöker omuzlarımıza. Sözleriyle, bakışlarıyla entirikalarıyla yorar, davranışlarıyla kırar, varlıklarıyla huzurumuzu kaçırırlar. Onlar, sabrın en zor öğretmenleridir. Modern hayatın gürültüsü içinde zaten yorulmuş olan insan, bu tür karşılaşmalarla daha da sarsılır. Ama işte tam burada, görünmeyen ilahi hikmet devreye girer: Çünkü insan, sadece iyilikle değil, zorlukla da terbiye edilir.
Bugünün dünyasında insanlar, her kurum ve sosyal yaşam mekanlarında birbirini çoğu zaman araç olarak görmeye başlamıştır. İlişkiler menfaat ekseninde kurulmakta, samimiyet yerini çıkar hesaplarına bırakmaktadır. Bir insanla kurulan bağ, onun ne kazandırdığıyla ölçülür hale gelmiştir. Bu ise karşılaşmaların ruhunu öldürür. Oysa her insan, bir ders, bir ayna ve bir sınavdır. Onu sadece fayda-zarar terazisine koymak, bu derin anlamı görmemek demektir.
İnsan bazen bir başkasında kendi kusurunu görür. Onun hatası, aslında bizim gizlediğimiz bir zaafın yansımasıdır. Bazen de bir başkasının sabrı, bizim aceleciliğimizi yüzümüze vurur. İşte bu yüzden karşılaşmalar sadece dış dünyaya değil, iç dünyaya da aittir. Her insan, bir yönüyle bizim içimizdeki bir parçayı ortaya çıkarır. Görmek isteyen için bu, büyük bir muhasebe kapısıdır.
Kimi zaman da bir insanın hayatımıza girişi, bir uyarıdır. Yanlış bir yolda ilerlerken karşımıza çıkan bir olay, bir kişi aracılığıyla bizi sarsar ve durdurur. İlk anda bu durumu bir engel olarak görürüz; fakat zaman geçtikçe anlarız ki o engel aslında bir kurtuluştur. Modern insan, hızın ve hazzın peşinde koşarken bu işaretleri çoğu zaman fark edemez. Oysa yavaşlayan, düşünen ve kalbine dönen kişi bu işaretleri açıkça görür.
Bütün bu karşılaşmaların ortak bir yönü vardır: İmtihan. İnsan, sadece kendi yaptıklarıyla değil, karşılaştıklarıyla da sınanır. Kiminle nasıl konuştuğu, kime nasıl davrandığı, gördüğü iyiliğe nasıl karşılık verdiği, maruz kaldığı kötülük karşısında nasıl durduğu… Bunların hepsi birer ölçüdür. Bu dünya, sadece yaşanacak bir yer değil; aynı zamanda anlaşılacak ve anlamlandırılacak bir imtihan sahnesidir.
Sonunda insan şunu idrak eder: Hayatına giren hiç kimse rastgele değildir. Her biri, ya bir lütuf ya da bir uyarıdır. Kimisi seni yükseltir, kimisi seni arındırır. Kimisi sana sevgi öğretir, kimisi sabrı. Eğer insan bu hakikati kavrarsa, artık kimseye sadece “insan” olarak bakmaz; her karşılaşmada bir ilahi hikmet, her olayda bir hikmetli mesaj arar. İşte o zaman kalp derinleşir, bakış berraklaşır ve insan, hayatın aslında ne anlatmak istediğini yavaş yavaş anlamaya başlar.