Prof. Dr. İrşad Sami Yuca’nın Kaleminden... Siverek’ten Kahramanmaraş’a Vicdanın Eğitimi

Bugün eğitim dediğimiz yapı, çoğu zaman bilgi aktarmaktan öteye geçemeyen bir ezber mekanizmasına dönüşmüş durumda.


Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan hadiseler, sadece birer yerel olay değil; bu coğrafyanın derinlerinde biriken ihmalin, suskunluğun ve yüzleşmeden kaçınmanın dışa vurumudur. Bu tür hadiseleri münferit görmek, yarayı kabuk bağlamış sanmaktır. Oysa kabuk altında iltihaba bağlı çürüme büyümektedir. Bu istenmedik olaylar aslında bize bir gerçeği haykırır: Toplum, sadece siyaset, güvenlik, ekonomi ve yasalarla değil, inançla, ahlaki değerlerle ve dahası vicdanla ayakta kalır; vicdan ise kendiliğinden değil, değer veren, değer katan ideolojik araçlardan uzak kendi toplumsal farklılıklarına duyarlı güçlü bir eğitimle inşa edilir.

Bugün eğitim dediğimiz yapı, çoğu zaman bilgi aktarmaktan öteye geçemeyen bir ezber mekanizmasına dönüşmüş durumda. Oysa Anadolu’nun mayasında bilgi kadar irfan, akıl kadar hikmet de vardır. Biz çocuklara matematik öğretiyoruz ama adalet duygusunu ihmal ediyoruz; tarih anlatıyoruz ama ibret almayı öğretmiyoruz; din dersi veriyoruz ama merhameti yaşayarak göstermiyoruz. Sonra da toplumsal kırılmalar karşısında “Bu nasıl oldu?” diye şaşırıyoruz.

Siverek’te bir öfkenin, Kahramanmaraş’ta bir ihmalin ya da başka bir yerde bir duyarsızlığın ortaya çıkması tesadüf değildir. Bunlar uzun yıllar boyunca görmezden gelinen küçük hataların, “bir şey olmaz” denilerek geçiştirilen yanlışların büyüyerek karşımıza çıkmasıdır. Eğitim sistemi sadece bireyi sınava hazırlarsa, hayatın imtihanında sınıfta kalan nesiller yetiştirir.

Oysa Anadolu irfanı bize başka bir şey söyler: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu söz, sadece bir yönetim ilkesi değil, aynı zamanda bir eğitim felsefesidir. İnsan yetiştirmek, sadece meslek kazandırmak değildir; ahlak ve karakter inşa etmektir. Eğer çocuk, hak yememeyi öğrenmezse, büyüdüğünde makamı da olsa adaletli olamaz. Eğer genç, sorumluluk duygusunu içselleştirmezse, en iyi okullardan mezun olsa da topluma yük olur.

Bugün en büyük eksikliğimiz, değerlerin hayatın içinde öğretilmemesidir. Öğretmen sınıfta adaleti anlatırken, okul koridorunda haksızlığa göz yumuluyorsa; aile çocuğa doğruluğu öğütlerken, kendi davranışlarında bunun tersini sergiliyorsa; toplum liyakati konuşurken torpili normalleştiriyorsa, o eğitim sadece kâğıt üzerinde kalır. Siverek ve Kahramanmaraş’taki olaylar, işte bu çelişkilerin acı bir yansımasıdır.

Çözüm ise ne sadece daha fazla ders koymak ne de daha ağır cezalar vermektir. Çözüm, eğitim ile hayat arasındaki kopukluğu gidermektir. Okul, sadece bilgi verilen bir yer değil; hayatın küçük bir provası olmalıdır. Çocuk orada paylaşmayı, sabretmeyi, empati kurmayı, hakkaniyeti yaşayarak öğrenmelidir. Bunun için öğretmen sadece anlatan değil, örnek olan olmalıdır. Müfredat sadece akademik başarıyı değil, insan olma bilincini de ölçmelidir.

Anadolu’nun kadim tecrübesi bize şunu öğretir: Bir toplumun gerçek gücü, en zayıfına nasıl davrandığıyla ölçülür. Eğer bir yerde haksızlık karşısında susuluyorsa, orada eğitim eksiktir. Eğer bir genç öfkesini kontrol edemiyorsa, orada rehberlik zayıftır. Eğer bir toplum olaylardan ders çıkarmıyorsa, zülüm ve düzensizlik karşısında edilgen kalıyorsa orada akıl değil alışkanlık hüküm sürüyordur. Bu yüzden eğitim, sadece bireyi değil, toplumu da dönüştürmelidir.

Uzun vadede yapılması gereken, değer temelli, uygulamaya dayalı ve yerel kültürle uyumlu bir eğitim modeli için seferber olmaktır. Bu modelde Anadolu’nun inanç dünyası, ahlaki mirası ve tarihi toplumsal tecrübesi merkeze muhakkak alınmalıdır. Çocuklar sadece kitaplardan değil; büyüklerinden, yaşanmış hikâyelerden, somut örneklerden öğrenmelidir. Her okul bir “ahlak atölyesi”, her öğretmen bir “karakter ustası” olmalıdır.

Sonuç olarak, Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar bir son değil, bir uyarıdır. Eğer bu uyarıyı doğru okunursa, geleceği yeniden inşa edebilmede hayırlı bir ivme kazanılabilir. Aksi halde aynı acılar farklı şehirlerde tekrar eder. Unutulmamalıdır ki bir toplumun kaderi, yetiştirdiği insanın karakterinde gizlidir. Ve karakter, tesadüfen değil; bilinçli, sabırlı ve sahici bir eğitimle inşa edilebilir.