Türkiye, uzun yıllara yayılan terör sarmalından çıkmak için belki de tarihinin en kritik dönemeçlerinden birine daha girmiş durumda. Meclis’te kurulan komisyonun son düzlükte olduğu, siyasi partilerin birbirleriyle didişmek yerine ortak bir gelecek tasavvuru üzerinde buluşmaları gerektiği artık gizlenemez bir gerçek. Bu süreçte en dikkat çeken duruşlardan birinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından sergilendiğini ifade etmek gerekir. Zira Bahçeli, yıllardır siyasi literatürde alışılan sert üslubunun yanında, mesele Türkiye olunca sergilediği sorumluluk odaklı tavırla bir kez daha “birleştirici devlet aklı” rolünü öne çıkarmaktadır.
Bahçeli’nin açıklamaları yalnızca bir siyasi partinin liderinin rutin değerlendirmesi değil; Türkiye’nin güvenlik ve istikrar eksenli geleceğine dönük bir manifesto niteliği taşımaktadır. “Terörsüz Türkiye” hedefini Cumhuriyet tarihinin en büyük fırsatlarından biri olarak nitelendirirken, bu hedefi bir devlet politikası olarak sahiplenmesi, sürecin siyasi rekabetin ötesinde bir millet meselesi olduğunu güçlü biçimde vurgulamaktadır.
Elbette Türkiye’de terör meselesi, günübirlik politik hesapların çerçevesine sıkıştırılamayacak kadar derin ve yıpratıcı bir geçmişe sahiptir. Fakat Bahçeli’nin yaklaşımını bu noktada ayıran şey; devlet-millet bütünlüğüne yaptığı vurgunun bir taktik değil, uzun zamandır inşa ettiği siyasi çizginin stratejik devamı olmasıdır. Özellikle “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” söylemini yıllardır her kritik dönemde uygulamaya dökmüş bir liderin, bugünkü konumu tesadüfi değildir.
Komisyonun çalışmaları sürerken, tartışmaların en hararetli başlığı olan “İmralı’ya gidilsin mi gidilmesin mi?” sorusuna Bahçeli’nin doğrudan, net ve sakınmasız bir cevap vermesi, sürece dair tereddütleri ortadan kaldırmak adına önemlidir. “Gerekirse alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkânlarımızla giderim” çıkışı ise, meselenin laf kalabalığıyla, medya gürültüsüyle, siyasi cambazlıkla değil, doğrudan yüzleşerek çözülebileceği fikrinin kristalize hâlidir. Bu cümle, aynı zamanda yıllardır terörün bedelini omuzlarında taşımış bir milletin beklentisine denk düşen bir cesaret örneğidir.
Bahçeli’nin birleştirici ve onarıcı çizgisi, yalnızca iç politikaya değil, bölgesel denklemdeki hassaslıklara da dikkat çeken bir ufuk genişliğine sahip. Suriye’deki gelişmeler, ABD-Suriye temaslarının yansımaları, YPG/SDG’nin entegrasyon süreci gibi bölgemizi doğrudan ilgilendiren başlıkların Türkiye’ye olan etkilerini okurken, Bahçeli’nin meseleye makro bir perspektiften bakması; millî güvenlik siyasetinin sürekliliğini savunan bir lider tutarlılığı göstermektedir.
Bugün Türkiye’nin siyasal iklimi sert, kırılgan ve zaman zaman da provokatif çıkışlara açık bir zeminde seyrediyor. Tam da bu nedenle Bahçeli’nin “sorumluluk ruhu, üslup saygınlığı ve uzlaşma terbiyesi” vurgusu, toplumun yorgun hafızasına şifa niteliği taşıyor. Terör meselesini bir çıkar aracına dönüştüren, süreci baltalamak için her fırsatta propaganda yapan çevreleri açıkça hedef alırken, devlet aklıyla siyasî samimiyeti aynı cümlede buluşturan bir tavır sergiliyor.
Bir başka önemli nokta, Bahçeli’nin tarihten yaptığı referanslarla Türkiye’nin birlik ve dirlik fikrinin altını sürekli çizmesidir. Oğuz Kağan’dan bugüne taşınan “ayrılırsanız kırılırsınız, birlik olursanız yıkılmazsınız” düsturu, bugün her zamankinden daha fazla anlam kazanıyor. Çünkü terörün bitişinin rahatsız ettiği kesimlerin varlığı, yalnızca siyasetin değil psikolojik harp mekanizmalarının da devrede olduğunu gösteriyor.
Bugün Türkiye’nin önünde duran sorular nettir:
Terör bitecekse nasıl bitecek?
Süreç ilerleyecekse kimlerle ilerleyecek?
Devlet aklı bu kritik eşiği nasıl yönetecek?
Bu soruların hepsine Bahçeli’nin verdiği yanıt; kararlılık, şeffaflık, doğrudan muhatapla yüzleşme, milletin çıkarını merkeze alma ve devleti önceleme etrafında şekillenmektedir. Bu, uzun zamandır Türkiye siyasetinde eksikliği hissedilen tutarlı bir çizgidir.
Sonuç olarak; Türkiye terörün gölgesinden tamamen çıkmak için hiç olmadığı kadar yakın bir noktadadır. Bu süreçte sert söylemlerin değil, devlet aklıyla örülmüş stratejik iradenin kıymeti vardır. Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu yaklaşım, siyasi kamplaşmaların ötesine uzanan, güvenlik konseptini geleceğin barış ortamına taşıyan bir duruş niteliğindedir. Siyasetin dumanlı bulutları dağılacaksa, bunu sağlayacak olan benzer bir vakur çizgi, benzer bir milli birlik çağrısıdır.
Türkiye, terörsüz bir geleceğe yürümek üzereyse; bu yürüyüşte cesaret, strateji ve birleştirici iradenin adresi bellidir. Ve bugün bu adres, Bahçeli’nin sözlerinde her zamankinden daha berrak şekilde görünmektedir.
İşte tam da bu yüzden, “Terörsüz Türkiye” sadece bir hedef değil; artık milletin ortak kader çağrısıdır.