Nihat Aydın’ın Kaleminden... Sayın Sakık, Diyadin’in Rüzgârı Türkiye’nin Enerjisidir

Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın Diyadin’deki rüzgâr türbinleri, güneş enerjisi yatırımları ve maden sahalarına ilişkin açıklamaları son günlerde yeniden tartışma konusu oldu.

Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın Diyadin’deki rüzgâr türbinleri, güneş enerjisi yatırımları ve maden sahalarına ilişkin açıklamaları son günlerde yeniden tartışma konusu oldu. Sakık, bölgedeki enerji projelerinin meraları daralttığını, doğayı tahrip ettiğini ve yerel yaşamı olumsuz etkilediğini savunuyor. Çevreye ilişkin hassasiyetler elbette dikkate alınmalıdır. Ancak Diyadin’de yükselen her türbini, kurulan her güneş panelini yalnızca “rant” ekseninde değerlendirmek, meselenin çok daha büyük olan ekonomik ve stratejik boyutunu görmezden gelmek anlamına geliyor.

Bugün artık enerji, yalnızca bir kalkınma meselesi değil; aynı zamanda ülkelerin bağımsızlık, güvenlik ve gelecek vizyonunun en önemli başlıklarından biri hâline gelmiş durumda. Türkiye de bu dönüşümün dışında kalabilecek bir ülke değil.


Enerji Yatırımları Yalnızca Diyadin’in Değil, Türkiye’nin Meselesi

Diyadin’de kurulan rüzgâr santralleri ya da planlanan güneş enerjisi projeleri, yalnızca Ağrı’ya özgü yatırımlar değil. Bugün Van’da güneş enerjisi tesisleri büyüyor, Muş’ta hidroelektrik projeleri devreye alınıyor, Bitlis’te yeni enerji sahaları açılıyor, Şırnak petrol üretimiyle öne çıkıyor, Hakkâri ise enerji koridorlarının önemli duraklarından biri hâline geliyor.

Dünya da aynı yolu izliyor. Avrupa ülkeleri fosil yakıttan uzaklaşırken rüzgâr ve güneş enerjisine milyarlarca avroluk yatırım yapıyor. Türkiye, Karadeniz’de doğal gaz ararken Mersin’de Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ni inşa ediyor. Böyle bir dönemde Doğu Anadolu’nun güçlü rüzgârından ve geniş güneş potansiyelinden yararlanılması şaşırtıcı değil, aksine kaçınılmaz bir gelişme olarak görülüyor.

Elbette enerji yatırımlarının çevre üzerindeki etkileri titizlikle incelenmelidir. Köylünün merası korunmalı, üreticinin mağduriyeti önlenmeli ve çevresel denetimler eksiksiz yapılmalıdır. Ancak bütün bu tartışmaların merkezinde “yatırımlar tamamen dursun” anlayışı değil, “bu yatırımlar nasıl daha doğru yürütülür?” sorusu yer almalıdır.


Eleştirinin De Bir Alternatifi Olmalı

Siyasetin en doğal görevlerinden biri eleştirmektir. Ancak eleştirinin yanında çözüm önerisi de sunmak gerekir. Türkiye’nin enerji ihtiyacının her yıl arttığı, sanayinin büyüdüğü ve şehirlerin genişlediği bir dönemde, yenilenebilir enerji yatırımlarına tamamen karşı çıkmak gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Ağrı’nın yıllardır çözüm bekleyen birçok sorunu bulunuyor. İşsizlik, göç, tarımsal üretimde yaşanan sıkıntılar, gençlerin istihdamı, eğitim ve sanayi yatırımları, şehrin gündeminde çok daha geniş yer tutuyor. Bölgenin temsilcilerinden beklenen, yalnızca eleştiri yapmak değil, aynı zamanda yatırım ile çevre arasındaki dengeyi kuracak önerileri de ortaya koymaktır.

Çünkü bugün Diyadin’de esen rüzgâr yalnızca birkaç türbini döndürmüyor; aynı zamanda Türkiye’nin enerji bağımsızlığı hedeflerine de katkı sağlıyor.


Doğayı Koruyarak Kalkınmak Mümkün

Hiç kimse doğanın zarar görmesini istemez. Hiç kimse meraların yok olmasını, köylünün üretimden kopmasını savunmaz. Fakat kalkınma ile çevreyi birbirine karşıt iki unsur gibi göstermek de doğru değildir.

Asıl mesele, yatırımları tamamen reddetmek değil; doğayı koruyan, yerel halkı sürece dâhil eden ve bölgenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayan bir model ortaya koyabilmektir. Türkiye, enerji alanında dışa bağımlılığı azaltmaya çalışırken Diyadin’in rüzgârını, Van’ın güneşini ya da Şırnak’ın enerji kaynaklarını değerlendirmek isteyecektir.

Belki de bugün tartışılması gereken soru şudur: Doğu Anadolu’nun doğal zenginlikleri tamamen atıl mı bırakılmalı, yoksa çevresel hassasiyetler gözetilerek bölgenin kalkınmasına katkı sağlayacak şekilde mi kullanılmalı?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca Diyadin’in değil, Türkiye’nin gelecek vizyonunu da belirleyecektir.