Toplumların çürümesi bir anda başlamaz; önce değerler aşınır, sonra o aşınmanın sonucu olarak karşımıza ağır tablolar çıkar. Bugün Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşanan menfur saldırılar-ne yazık ki-birer istisna değil, uzun süredir görmezden gelinen bir çürümenin dışavurumudur.
Bir zamanlar öğretmen; sadece ders anlatan değil, karakter inşa eden, yön veren, saygı duyulan bir rehberdi. Sınıfa girdiğinde ayağa kalkılan, sözü tartışmasız bir ağırlık taşıyan bir otoriteydi. Bugün ise ne yazık ki öğretmen, hem maddi hem manevi olarak yıpratılmış; saygınlığı tartışılır hâle getirilmiş bir meslek mensubu konumuna itiliyor.
Artık en küçük bir disiplin girişimi bile doğrudan CİMER şikâyetine dönüşebiliyor. Öğrenci, öğretmeni değerlendiren; veli, öğretmeni sorgulayan; sistem ise öğretmeni yalnız bırakan bir yapıya evriliyor. Böyle bir düzende eğitimden otorite, otoriteden de disiplin beklemek mümkün mü?
Öğretmenin itibarsızlaştırıldığı bir toplumda, aslında geleceğin itibarı yok edilir. Çünkü öğretmen sadece bilgi aktaran değil; doğruyu yanlıştan ayırmayı öğreten, sınır koyan, sorumluluk bilinci kazandıran kişidir. Onun sesi kısılırsa, toplumun vicdanı da kısılır.
Öte yandan ekranlara bakıyoruz… Mafya dizileriyle suçun cazip gösterildiği, gündüz programlarıyla mahremiyetin ayaklar altına alındığı, şarkılarla değerin değil yobazlığın yüceltildiği bir kültürel iklimde yetişen çocuklardan; saygıyı, disiplini, emeği içselleştirmesini bekliyoruz. Bu büyük bir çelişkidir.
Bir tarafta öğretmenin otoritesi zayıflatılıyor, diğer tarafta gençlere rol model diye sunulan figürler şiddeti, kolay parayı ve kuralsızlığı temsil ediyor. Sonra da “Bu gençler neden böyle?” diye soruyoruz.
Cevap ortada.
Eğitim sistemi, sadece müfredatla değil; öğretmenin toplumdaki yeriyle güçlü olur. Eğer öğretmen baskı altında, değersiz ve sürekli savunmada kalıyorsa; o sistem sağlıklı birey yetiştiremez.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle öğretmen yeniden saygın bir konuma getirilmelidir. Bu sadece maaş meselesi değil; itibar meselesidir. Öğretmenin arkasında duran, onu yalnız bırakmayan bir devlet iradesi şarttır. Disiplin süreçleri hızlı ve net işlemeli; bir öğrenciyi koruma adına sınıfın huzurunu, okulun düzenini ve diğer öğrencilerin hakkını feda eden anlayış terk edilmelidir.
Her okulda güvenlik önlemleri artırılmalı, rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli ve aileler sürecin aktif bir parçası hâline getirilmelidir. Sınıf mevcutları düşürülmeli, öğretmenin öğrencisine gerçekten ulaşabildiği bir eğitim ortamı oluşturulmalıdır.
Ama en önemlisi, zihniyet değişmelidir.
Öğretmeni sürekli denetlenecek bir memur gibi değil, toplumu inşa eden bir değer olarak görmek zorundayız. Ona duyulan saygı, aslında kendimize ve geleceğimize duyduğumuz saygıdır.
Bugün hâlâ “Bu toplumsal çürümenin kokusuna alışacak mıyız?” sorusunun eşiğindeyiz.
Eğer öğretmeni kaybedersek, sadece bir mesleği değil; bir nesli kaybederiz. Ve o kaybın telafisi, hiçbir sistem ve ekonomik büyümeyle mümkün olmaz.
Ortadoğu Gazeteciler Cemiyeti olarak, bu menfur olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır; yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.