Nihat Aydın’ın Kaleminden... Ahmet Çoktin’in Ardından

Ağrı Dağı öksüz kaldı. Doğubayazıt’ın renkli simalarından, Celali Aşireti’nin ileri gelenlerinden, “Ağrı Dağı’nın tapusunu elinde bulunduran adam” olarak anılan Ahmet Çoktin artık aramızda değil.

Bu cümleyi kurmak kolay değil; çünkü onun hikâyesi sadece bir insanın değil, bir dönemin, bir coğrafyanın, bir dağın hikayesiydi.

1970’li yılların başında elindeki tapu belgesiyle ülke gündemine oturduğunda, herkesin aklında tek bir soru vardı:
Gerçekten Ağrı Dağı’nın sahibi olabilir mi?

Ahmet Çoktin, bu soruya sadece bir belgeyle değil, duruşuyla da cevap vermişti. 1972 yılında dönemin Sağlık Bakanı’nın babasından, 14 kilo altın karşılığında Ağrı Dağı’nın bir kısmını satın aldığını söylemişti. Elindeki resmi tapu bölgesini göstererek iddiasını kanıtlamış, “Dağın eteklerinden zirvesine kadar olan kısım tapulu mülkümdür” demişti.

O yıllarda bu açıklama, sadece yerel basında değil, ulusal medyada da büyük yankı uyandırmıştı. Ünlü sanatçı Hülya Avşar’ın programına konuk olmuş, Türkiye’nin dört bir yanında konuşulmuştu.

Ancak Ahmet Çoktin’in hikayesi sadece bu sıra dışı tapu iddiasıyla sınırlı değildi. O, Doğubayazıt’ın köklü ailelerinden birinin evladıydı. Celali Aşireti’nin temsilcisi, sözüne güvenilen, sözü dinlenen bir büyüktü.


Bir Dağın Gölgesinde Yaşamak

Ahmet Çoktin’in hayatı, Ağrı Dağı’nın gölgesinde geçti.
Onun için bu dağ, sadece bir coğrafya parçası değildi. O dağ, onurun, direncin, sabrın ve kimliğin simgesiydi.
Bir keresinde kendisini Doğubayazıt’ta ziyaret ettiğimde, yine o tapudan söz açılmıştı. Cebinden çıkardığı sararmış belgeyi gösterirken yüzünde bir tebessüm vardı:

“Bak Nihat Aydın, bu sadece bir kâğıt değil; bu toprağa olan sadakatimin belgesidir.”

O anda anladım ki, onun için mülkiyet değil, aidiyet önemliydi.
O dağ, onun yüreğinde yaşayan bir mirastı. Ve o miras şimdi sessizliğe gömüldü.


Bir Dönemin Sessiz Vedası

Ahmet Çoktin’in ardından sadece bir insanı değil, bir kültürü, bir duruşu kaybettik.
Mertti, sözü dosdoğruydu. Evine geleni boş çevirmezdi. Herkese saygı duyar, kimseyi kırmazdı.
Onunla iki yıl kadar önce Doğubayazıt’ta bir bağ evinde bir araya gelmiştik. O gün, çay eşliğinde geçmişten bahsederken, gözlerindeki o pırıltı hâlâ aklımda.
Söz arasında, “Ağrı Dağı’nın gölgesi kolay taşınmaz” demişti.
Evet, haklıydı. O gölgeyi ömrü boyunca taşıdı.

Bugün ise, Doğubayazıt Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Tedavi gördüğü hastanede yaşam mücadelesini kaybeden Ahmet Çoktin için “Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun” demek belki teselli ama eksik kalıyor.
Çünkü o, sadece bir insan değil; bir hikayeydi, bir dönemin şahidiydi.
Onunla birlikte, Ağrı Dağı da biraz sustu.
Artık rüzgar zirveden estiğinde, dağın yankısında onun sesi var:

“Dağlar kimseye ait değildir, ama bazıları o dağlara ait doğar...”