Geçtiğimiz günlerde İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek’i ziyaret etme fırsatı buldum. Kısa bir ziyaretti ama uzun uzun düşündüren bir sohbet oldu. Eğitimden, çocuklardan, Ağrı’nın gerçeklerinden konuştuk.
Geçtiğimiz günlerde İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek’i ziyaret etme fırsatı buldum. Kısa bir ziyaretti ama uzun uzun düşündüren bir sohbet oldu. Eğitimden, çocuklardan, Ağrı’nın gerçeklerinden konuştuk. Sohbetin bir yerinde Ramazan ayında yaptığı bir davranışı hatırlattım. Altı öğrenciyi evine iftara davet etmişti. “Bu çocuklar bunu ömür boyu unutmaz” dedim. O da mütevazı bir şekilde, “Aslında daha fazla öğrenci olsun isterdim” diye cevap verdi. Geçen yıl da yaptığını ama paylaşmadığını, bu yıl ise farkındalık oluşturmak için duyurduklarını söyledi.
Sonra bana bir hikâye anlattı.
Geçen yıl iftara gelen öğrenciler arasında kız öğrenciler de varmış. Bu yüzden özellikle fotoğraf paylaşılmasını istememiş. Ama o akşam yaşanan bir diyalog, belki de bir hayatın yönünü değiştirmiş. Hasan Kökrek, çocuklara her zamanki gibi sormuş: “Bir ihtiyacınız var mı?”
Bir kız öğrenci söz almış.
“Beni yaz tatilinde evime göndermeyin” demiş.
İlk başta anlaşılması zor bir cümle. Neden bir çocuk evine gitmek istemez? Hasan Kökrek de aynı soruyu sormuş. Aldığı cevap ise aslında hepimizin bildiği ama çoğu zaman yüzleşmekten kaçtığı bir gerçekti.
“Tek odalı bir evde yaşıyoruz. Sekiz kişiyiz. Orada ders çalışamam. Çalışamazsam hayalimdeki üniversiteyi kazanamam.”
Hayalini de söylemiş: Tıp fakültesi.
İşte tam da burada devletin, vicdanın ve insanlığın kesiştiği bir nokta var. Hasan Kökrek bu cümleyi duyduğu anda harekete geçiyor. Ağrı Valiliği Sosyal Yardımlaşma Vakfı devreye giriyor. Öğretmenevi’nde bir oda tahsis ediliyor. Yemek, barınma karşılanıyor. O öğrenci yaz boyunca evine gitmiyor. Kalıyor, çalışıyor, mücadele ediyor.
Ve sonuç…
O kız çocuğu tıp fakültesini kazanıyor.
Ama hikâye burada bitmiyor.
Bu kez devreye Hasan Kökrek’in kıymetli eşi giriyor. “Kazanmak yetmez, okumak da lazım” diyerek arkadaşları ile birlikte o öğrenciye ciddi bir burs desteği sağlıyor. Öyle sembolik değil, gerçekten yükünü hafifletecek bir destek. Her ay yaklaşık 25-30 bin lira civarında bir katkı…
Şimdi durup düşünmek gerekiyor.
Bir iftar sofrası… Bir soru… Bir samimi cevap… Ve ardından değişen bir hayat.
Biz çoğu zaman eğitim politikalarını konuşuyoruz. Bütçeleri, projeleri, istatistikleri… Ama bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey ne bir yasa, ne bir proje, ne de büyük bir yatırım oluyor. Bazen sadece “Sana nasıl yardımcı olabilirim?” sorusu oluyor.
Ağrı’da bu hikâye tek değil. Etrafımızda benzer şartlarda yaşayan, hayali olan ama imkânı olmayan yüzlerce, belki binlerce çocuk var. Özellikle kız çocukları… Onların eğitimde kalabilmesi, hayallerine ulaşabilmesi, sadece kendi geleceklerini değil, toplumun geleceğini de belirliyor.
Bu noktada hayırseverlerin rolü büyük. İbrahim Çeçen gibi isimler yıllardır bu şehrin çocuklarına sahip çıkıyor. Ama bu hikâye bize şunu gösteriyor: Bazen bir kurum değil, bir insan da bir hayatı değiştirebilir.
Belki de bu yazının en önemli cümlesi şu:
O kız çocuğu bugün doktor olma yolunda ilerliyor. Yarın bir gün o da bir başka çocuğun elinden tutarsa, işte o zaman bu iyilik gerçek anlamda büyümüş olacak.
Hasan Kökrek’e ve kıymetli eşine buradan bir kez daha teşekkür etmek gerekiyor.
İyi ki varsınız.
Çünkü bazen bir şehrin kaderi, bir çocuğun hayaline dokunabilmekten geçer.