DOLAR 32,5822 0.29%
EURO 34,7413 -0.11%
ALTIN 2.520,561,47
BITCOIN 1992222-0,51%
Ağrı
19°

AÇIK

13:09

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Mehmet Metiner: “Kürtlerin sorunları ve talepleri var…”

Mehmet Metiner: “Kürtlerin sorunları ve talepleri var…”

ABONE OL
11:29 | 18 Ekim 2022 11:29
Mehmet Metiner: “Kürtlerin sorunları ve talepleri var…”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eski AK Parti Milletvekili ve Demokrasi ve Birlik Derneği’nin Genel Başkanı Mehmet Metiner yeni köşe yazısında, Kürtlerin sorunları ve talepleri olduğuna değindi.

Genel Başkan Metiner yazısında, “Doğrudur, etnik kimliğin inkarından kaynaklı bir “Kürt sorunu” yok artık.

Doğrudur, bir insanlık suçu olan “asimilasyon sorunu” yok artık.

Doğrudur, ceberut ve baskıcı devlet politikaları yok artık.

Mazlum ve Müslüman Kürt halkına yönelik bilinçli ve sistematik inkar ve asimilasyon politikaları Erdoğan sayesinde tarih oldu. Mezalim politikaları nihayete erdi. Kürt halkının bir evladı olarak bu konuda Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsem azdır.

Peki, “Kürt sorunu”nun çözülmüş olması, artık “Kürtlerin sorunları”nın olmadığı anlamına mı geliyor? Veya Kürtlerin hiç bir taleplerinin artık olmadığı anlamına mı geliyor?

Asla!

***

Böyle bir düşünceye sahip olmak veya böyle bir düşünce temelinde yol yürümek Kürtleri gücendirir.

Birileri Erdoğan’ı ve AK Parti’yi böyle düşünmeye sevk ediyor. Bu siyaset zamanla tüketir. Kim ki bunu salık veriyorsa bilinsin ki onlar dost değildir.

En fenasını söyleyeyim: “Kürt sorununu çözdük, artık ne istiyorlar, hala niye kendilerine kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyen malum yapıdan kopmuyorlar?” biçimindeki açık ve örtük itham içeren yaklaşımlar, Kürt halkının bırakınız siyasal tercihini değiştirmeyi inadına tepkisel davranmasına sebebiyet verebilir. Nitekim olan da büyük ölçüde budur.

***

Bu yaklaşımda mevcut şu iki kaybettirici risk görülmezse, kayıp daha da derinleşebilir. Bir: Bunu diyenlerin üstünlükçü ve üsttenci bir bakışa sahip oldukları ve dahası kendilerini hak dağıtma mevkiinde gördükleri algısı. İki: Bunu diyenlerin aslında Kürtleri verilenle yetinmesini bilmeyip maraza çıkartan suçlular gürûhu olarak gördükleri algısı.

Bu ülkede etnik kimliğin inkarına dayalı Kürt sorununun artık olmadığını herkesten önce dile getiren ve “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” mottosunun doğruluğuna inanan biri olarak diyorum ki bu doğru bakış açısının içi iyi doldurulmazsa, Kürtlerin geçmişten süregelen başkaca sorunları ve talepleri görülüp giderilmezse, korkum o ki terörden beslenen siyasi yapılar Kürtleri daha geniş bir zeminde manipüle ve mobilize etmeye devam edecekler.

AK Parti hareketinin lideri Erdoğan’ın Başbakan iken büyük bir cesaretle çözdüğü bir sorunun kazanımcı bir siyasi sonuca evrilmemesinin temelindeki sebepler iyi araştırılmazsa, Kürtlere kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyen yapılar siyaseten varlıklarını güçlendirerek sürdürürler.

***

O yüzden Erdoğan’ın yeni dönemde ne yapıp edip kazanımcı bir siyaseti “Kürtlerin sorunları ve talepleri” üzerinde odaklanan anlayışla hayata geçirmesi şart.

Yeni bir siyaset dilinin inşası ne kadar şart ise, taleplerin hayata geçirildiğini gösteren bir pratik de bir o kadar şart. Yeni bir söylem ve pratik, siyaseten kazanmanın yanısıra asıl Türkiye’ye kazandıracaktır.

***

Kürtleri bir bütün olarak kazanmaya odaklanan yeni politikalar, terörle mücadeleyi de kalıcı ve başarılı kılacaktır. Değilse, sadece öldürmeye odaklı bir terörle mücadele ters sonuçlar doğurabilir. Terörle mücadelenin öldürme ve etkisizleştirme alanındaki başarısının siyasete yansımamasının temel sebebini doğru analiz etmek olmazsa olmaz öneme sahip. Soru basittir ve gerçek çıplaktır: Terörle mücadelede madem bu kadar başarılıyız, artık dağa çıkacak eleman bile bulunamıyor, peki o halde örgütün siyasi partisi hala niye bu kadar güçlü, niçin bugün Türkiye siyasetinin kaderini belirleyecek kilit önemde ve niçin bu ülkenin hatırı sayılır Kürt nüfusu hala bu partiyi destekliyor?

Bağırıp çağırmaya gerek yok. Bu çıplak gerçeği dile getirenleri anında suçlamaya kalkışmanın da anlamı yok.

Elbette terörle ve teröristle mücadele konusunda çok büyük başarılar söz konusu. Lakin terörle mücadelenin yalnızca teröristle mücadele olmadığının da bilincinde olmamız lazım. Sözünü ettiğim siyaseten kazanımcı politikalar bu yüzden hayati öneme sahip.

İşte buradan açık açık söylüyorum: Türkiye Kürtleri siyaseten kazanılmadığı sürece terör örgütü varlığını sürdürecektir. Terörün toplumsal gücü bitirilmediği veya etkisizleştirilmediği sürece, terör örgütü de bitmeyecektir.

***

Genel Başkanlığını yaptığım Demokrasi ve Birlik Derneği ile Demokrasi ve Birlik Vakfı işte bu nedenle yeni dönemin yol haritasını belirlemek üzere 12 Kasım’da Ankara’da “Türkiye Kürtleri Ne İstiyor?” başlıklı bir çalıştay düzenleyecek inşallah. Kürtlerin sorunları ve talepleri bu çalıştayda eni-konu masaya yatırılacak ve çözüm önerileri dillendirilecek. Sonrasında bir basın toplantısıyla işbu sorunları ve talepleri çözümleriyle beraber kamuoyuna ve pek tabii hükümete sunacağız.

Türkiye Kürtlerinin artık bir siyasi istismar konusu olmaktan çıkartılması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için yapılması gereken tek şey, istismar alanlarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu çerçevede haklı ve meşru tüm taleplerin ivedilikle karşılanması ve sorunların çözülmesidir.

***

Hangi sorunlar ve talepler denildiğini duyar gibiyim. Sahiden bunu bilmek isteyenler, kulak vermelidirler, dinlemelidirler, anlamalıdırlar. Kulak vermeden, dinlemeden, anlamadan başkalarının sorunlarının ve taleplerinin olmadığı varsayımına dayalı üstenci yaklaşımlardan evvela kaçınmasını bilmek lazım.

Dahası, Türk-Kürt kardeşliği ve ülkenin birliği ve bekası için dile getirdiğimiz bu hassasiyetleri anında “Etnik refleks ürünü”, “Kürt-Türk ayrımını dillendirmeye ne gerek var”, “Hepimiz kardeşiz, sorun yok, her seferinde Kürt demek niye?” türünden sözlerle savuşturanların belki iyi niyetlerine diyecek sözümüz olmaz lakin cehaletlerinin yol açacağı yıkımlar için diyecek lafımız çok bizim.

***

Sabah akşam Türk, Arap, Fars denildiğinde hiç rahatsız olmayan ama Kürt denildiğinde anında bunu “etnikçilik” suçlamasıyla karşılayan ve anında “Kürt alt kimliktir, Kürtler zaten Türk’tür” gibisinden alt kimlik nedir bilmeyen, Batı’nın ziyadesiyle sorunlu etnikçi sosyolojisine ait kavramları cehaletle üzerimize boca edenler ne yazık ki İslami öğretimizi de önemsizleştirme sonucunu getiriyor ki, işte buna itirazımız var. “Mü’minler ancak kardeştirler. Hiç kimsenin takva dışında bir diğerine üstünlüğü yoktur. Hepiniz bir tarağın dişleri gibisiniz” öğretisini esas alan akidemize “etnikçilik, alt kimlik-üst kimlik” gibi sorunlu kavramları enjekte edenler bilesiniz ki cahiliyeye ait ırkçı anlayışları meşrulaştırmaya çalışanlardır. Kendileri için her hakkı gerekli gören ama başka kardeşleri için de verilen hakları yeterli gören bir zihniyetin müminleri kardeş ve eşit gören bir anlayışın hasmı olduğunu görmek lazım. Kürtleri teoride değil pratikte kendi eşiti olarak görmeyen ırkçı bakış açılarının Türklük adına ortaya konulması, Müslüman Türk algısına yapılmış bir tür suikasttan ibarettir. Buna herkesten önce Türklerin itiraz etmeleri, akidemizin bir gereğidir, biline.

Merak edenlere bir kaç sorun ve talebi buradan dile getireyim de meramım anlaşılsın. Bir: Kürtler artık Türkiye’nin ve Türklerin düşmanı imişler gibi görülmek istenmiyorlar. Bir terör örgütü üzerinden bir halk olarak topyekun suçlanmaktan fena halde rahatsızlar. Kürtlere yönelik bu dışlayıcı ve ırkçı nazarlar, hem Kürtlerin gönlünü derinden incitiyor hem de tepkisel olarak yanlış yerlere savrulmasına sebebiyet veriyor.

Alın size iki örnek: ATV’de yayınlanan Yalnız Kurt dizisinde Kürtlere yönelik bu dışlayıcı-düşmanlaştırıcı ırkçı anlayış gibi. Terör örgütünün ve partisinin arayıp da bulamayacağı bir istismar imkanı, Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen bir televizyon kanalında adeta altın tepsi içinde sunulabiliyorsa, bunun Erdoğan için siyasi sonuçlarının ve dahi ülkemizin birlik ve bekası için doğrulabileceği sonuçların neler olabileceğini varın siz düşünün. Umarım birileri terör örgütünün siyasi desteğinin niçin artarak devam ettiğini bu örnek olay üzerinden anlar da bizim o diziye yönelik eleştirimizin AK Parti ve ülke için arz ettiği kıymeti de takdir ederler. Geçen dönem onca uyarı ve eleştirimize rağmen o dizinin hiç bir sorun yokmuş gibi tekrar aynı anlayışla yayına sokulması, asla iyi niyetle bağdaşır bir tavır değil. Bu seçim öncesi Kürtlerin Erdoğan’dan desteğini çekmesini isteyenlerin çektiği bir

operasyon değilse nedir söyler misiniz? Kürtleri o terör örgütünün partisine destek verdiği için suçlayanların evvela buna kendilerinin nasıl yol açtığını görmeleri gerekir. Artık bu tür zihniyet sahiplerinden hesap sormanın vakti geldi de geçiyor. Kaybettikten sonra dizimizi dövmenin kime ne faydası olur ki!

İki: Terörist evladından dolayı Kürt anne-babaların, hatta nerdeyse tüm sülalenin terörist diye suçlanması. “Örgüt ailesi” muamelesi, kaçınılmaz olarak, her ölenle beraber, onlarca yaşayanı da örgütün ve partisinin safına itiyorsa oturup düşünmek lazım.

***

Eski Türkiye’nin yanlış terörle mücadele yöntemleri dolayısıyla yüz binlerce Kürt yerinden yurdundan edildi. Büyükşehirlere kendilerini can havliyle atan yoksul Kürtleri ne arayan ne soran oldu. Onlara “PKK’lı” nazarıyla bakıldı. Onların dışlanmış çocukları öfkeyle büyüdüler. Bu sorun yeni bir devlet aklıyla çözülmeyi bekliyor. “Kazanımcı siyaset”ten kastım, oy temelli bir siyasetin ötesinde bir anlama sahip. Bunun için yeni bir devlet aklının inşası şart. Bunu yapabilecek tek lider de hiç kuşkusuz Erdoğan’dır. O yüzden Erdoğan’ın Diyarbakır gezisi, sıradan gezinin ötesinde bu siyasetin ilan edildiği bir gezi olarak tarihe geçmelidir.

İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerimizin üniversitelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması gibi adımlar atılmalıdır. Anadilin öğrenimi ve öğretimi konusunda çok daha köklü ve sistematik adımlara ihtiyaç vardır. Siyasi temsil bahsi önemlidir. Milyonlarca Kürdün yaşadığı bir büyükşehrin bir tek ilçe belediye başkanının dahi Kürt olmaması, bölgesel milliyetçiliğin bir başka düzeyde yapıldığı algısını oluşturacak başka bir temsil sistemi de oluşturulmuşsa ,sorarım, bu durumda Kürtler üzerinden istismar siyaseti yapan terör örgütüne ve partisine alan açılmış olmaz mı?

 

* * *

Tüm sorun ve talepleri anlatmanın yeri burası değil elbet. Benimkisi bir iki örnekten ibaret sadece. İnşallah çalıştayımızın sonucunda bütün sorun ve talepleri çözümleriyle birlikte sunarak hükümetimize ve ülkemize bir hayrımız olsun isteriz. Elhasıl, kendi Kürtlerimizi kaybedersek, kaybeden biz oluruz. O yüzden “Kürtler” diye başlayan düşmanlaştırıcı-ırkçı bakış açısına yaslanan Yalnız Kurt dizisindeki zihniyeti acilen aramızdan kovmamız farz.Doğrudur, etnik kimliğin inkarından kaynaklı bir “Kürt sorunu” yok artık

Doğrudur, bir insanlık suçu olan “asimilasyon sorunu” yok artık. Doğrudur, ceberut ve baskıcı devlet politikaları yok artık. Mazlum ve Müslüman Kürt halkına yönelik bilinçli ve sistematik inkar ve asimilasyon politikaları Erdoğan sayesinde tarih oldu. Mezalim politikaları nihayete erdi. Kürt halkının bir evladı olarak bu konuda Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Peki, “Kürt sorunu”nun çözülmüş olması, artık “Kürtlerin sorunları”nın olmadığı anlamına mı geliyor? Veya Kürtlerin hiç bir taleplerinin artık olmadığı anlamına mı geliyor? Asla!

* * *

Böyle bir düşünceye sahip olmak veya böyle bir düşünce temelinde yol yürümek Kürtleri gücendirir. Birileri Erdoğan’ı ve AK Parti’yi böyle düşünmeye sevk ediyor. Bu siyaset zamanla tüketir. Kim ki bunu salık veriyorsa bilinsin ki onlar dost değildir. En fenasını söyleyeyim: “Kürt sorununu çözdük, artık ne istiyorlar, hala niye kendilerine kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyen malum yapıdan kopmuyorlar?” biçimindeki açık ve örtük itham içeren yaklaşımlar, Kürt halkının bırakınız siyasal tercihini değiştirmeyi inadına tepkisel davranmasına sebebiyet verebilir. Nitekim olan da büyük ölçüde budur.

* * *

Bu yaklaşımda mevcut şu iki kaybettirici risk görülmezse, kayıp daha da derinleşebilir. Bir: Bunu diyenlerin üstünlükçü ve üsttenci bir bakışa sahip oldukları ve dahası kendilerini hak dağıtma mevkiinde gördükleri algısı. İki: Bunu diyenlerin aslında Kürtleri verilenle yetinmesini bilmeyip maraza çıkartan suçlular gürûhu olarak gördükleri algısı. Bu ülkede etnik kimliğin inkarına dayalı Kürt sorununun artık olmadığını herkesten önce dile getiren ve “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” mottosunun doğruluğuna inanan biri olarak diyorum ki bu doğru bakış açısının içi iyi doldurulmazsa, Kürtlerin geçmişten süregelen başkaca sorunları ve talepleri görülüp giderilmezse, korkum o ki terörden beslenen siyasi yapılar Kürtleri daha geniş bir zeminde manipüle ve mobilize etmeye devam edecekler. AK Parti hareketinin lideri Erdoğan’ın Başbakan iken büyük bir cesaretle çözdüğü bir sorunun kazanımcı bir siyasi sonuca evrilmemesinin temelindeki sebepler iyi araştırılmazsa, Kürtlere kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyen yapılar siyaseten varlıklarını güçlendirerek sürdürürler.

* * *

O yüzden Erdoğan’ın yeni dönemde ne yapıp edip kazanımcı bir siyaseti “Kürtlerin sorunları ve talepleri” üzerinde odaklanan anlayışla hayata geçirmesi şart. Yeni bir siyaset dilinin inşası ne kadar şart ise, taleplerin hayata geçirildiğini gösteren bir pratik de bir o kadar şart. Yeni bir söylem ve pratik, siyaseten kazanmanın yanısıra asıl Türkiye’ye kazandıracaktır.

* * *

Kürtleri bir bütün olarak kazanmaya odaklanan yeni politikalar, terörle mücadeleyi de kalıcı ve başarılı kılacaktır. Değilse, sadece öldürmeye odaklı bir terörle mücadele ters sonuçlar doğurabilir. Terörle mücadelenin öldürme ve etkisizleştirme alanındaki başarısının siyasete yansımamasının temel sebebini doğru analiz etmek olmazsa olmaz öneme sahip. Soru basittir ve gerçek çıplaktır: Terörle mücadelede madem bu kadar başarılıyız, artık dağa çıkacak eleman bile bulunamıyor, peki o halde örgütün siyasi partisi hala niye bu kadar güçlü, niçin bugün Türkiye siyasetinin kaderini belirleyecek kilit önemde ve niçin bu ülkenin hatırı sayılır Kürt nüfusu hala bu partiyi destekliyor? Bağırıp çağırmaya gerek yok. Bu çıplak gerçeği dile getirenleri anında suçlamaya kalkışmanın da anlamı yok.

Elbette terörle ve teröristle mücadele konusunda çok büyük başarılar söz konusu. Lakin terörle mücadelenin yalnızca teröristle mücadele olmadığının da bilincinde olmamız lazım. Sözünü ettiğim siyaseten kazanımcı politikalar bu yüzden hayati öneme sahip. İşte buradan açık açık söylüyorum: Türkiye Kürtleri siyaseten kazanılmadığı sürece terör örgütü varlığını sürdürecektir. Terörün toplumsal gücü bitirilmediği veya etkisizleştirilmediği sürece, terör örgütü de bitmeyecektir.

* * *

Genel Başkanlığını yaptığım Demokrasi ve Birlik Derneği ile Demokrasi ve Birlik Vakfı işte bu nedenle yeni dönemin yol haritasını belirlemek üzere 12 Kasım’da Ankara’da “Türkiye Kürtleri Ne İstiyor?” başlıklı bir çalıştay düzenleyecek inşallah. Kürtlerin sorunları ve talepleri bu çalıştayda eni-konu masaya yatırılacak ve çözüm önerileri dillendirilecek. Sonrasında bir basın toplantısıyla işbu sorunları ve talepleri çözümleriyle beraber kamuoyuna ve pek tabii hükümete sunacağız. Türkiye Kürtlerinin artık bir siyasi istismar konusu olmaktan çıkartılması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için yapılması gereken tek şey, istismar alanlarının ortadan kaldırılmasıdır. Bu çerçevede haklı ve meşru tüm taleplerin ivedilikle karşılanması ve sorunların çözülmesidir.

* * *

Hangi sorunlar ve talepler denildiğini duyar gibiyim. Sahiden bunu bilmek isteyenler, kulak vermelidirler, dinlemelidirler, anlamalıdırlar. Kulak vermeden, dinlemeden, anlamadan başkalarının sorunlarının ve taleplerinin olmadığı varsayımına dayalı üstenci yaklaşımlardan evvela kaçınmasını bilmek lazım.

Dahası, Türk-Kürt kardeşliği ve ülkenin birliği ve bekası için dile getirdiğimiz bu hassasiyetleri anında “Etnik refleks ürünü”, “Kürt-Türk ayrımını dillendirmeye ne gerek var”, “Hepimiz kardeşiz, sorun yok, her seferinde Kürt demek niye?” türünden sözlerle savuşturanların belki iyi niyetlerine diyecek sözümüz olmaz lakin cehaletlerinin yol açacağı yıkımlar için diyecek lafımız çok bizim.

* * *

Sabah akşam Türk, Arap, Fars denildiğinde hiç rahatsız olmayan ama Kürt denildiğinde anında bunu “etnikçilik” suçlamasıyla karşılayan ve anında “Kürt alt kimliktir, Kürtler zaten Türk’tür” gibisinden alt kimlik nedir bilmeyen, Batı’nın ziyadesiyle sorunlu etnikçi sosyolojisine ait kavramları cehaletle üzerimize boca edenler ne yazık ki İslami öğretimizi de önemsizleştirme sonucunu getiriyor ki, işte buna itirazımız var. “Mü’minler ancak kardeştirler. Hiç kimsenin takva dışında bir diğerine üstünlüğü yoktur. Hepiniz bir tarağın dişleri gibisiniz” öğretisini esas alan akidemize “etnikçilik, alt kimlik-üst kimlik” gibi sorunlu kavramları enjekte edenler bilesiniz ki cahiliyeye ait ırkçı anlayışları meşrulaştırmaya çalışanlardır. Kendileri için her hakkı gerekli gören ama başka kardeşleri için de verilen hakları yeterli gören bir zihniyetin müminleri kardeş ve eşit gören bir anlayışın hasmı olduğunu görmek lazım. Kürtleri teoride değil pratikte kendi eşiti olarak görmeyen ırkçı bakış açılarının Türklük adına ortaya konulması, Müslüman Türk algısına yapılmış bir tür suikasttan ibarettir. Buna herkesten önce Türklerin itiraz etmeleri, akidemizin bir gereğidir, biline.

* * *

Merak edenlere bir kaç sorun ve talebi buradan dile getireyim de meramım anlaşılsın. Bir: Kürtler artık Türkiye’nin ve Türklerin düşmanı imişler gibi görülmek istenmiyorlar. Bir terör örgütü üzerinden bir halk olarak topyekun suçlanmaktan fena halde rahatsızlar. Kürtlere yönelik bu dışlayıcı ve ırkçı nazarlar, hem Kürtlerin gönlünü derinden incitiyor hem de tepkisel olarak yanlış yerlere savrulmasına sebebiyet veriyor.

Alın size iki örnek: ATV’de yayınlanan Yalnız Kurt dizisinde Kürtlere yönelik bu dışlayıcı-düşmanlaştırıcı ırkçı anlayış gibi. Terör örgütünün ve partisinin arayıp da bulamayacağı bir istismar imkanı, Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen bir televizyon kanalında adeta altın tepsi içinde sunulabiliyorsa, bunun Erdoğan için siyasi sonuçlarının ve dahi ülkemizin birlik ve bekası için doğrulabileceği sonuçların neler olabileceğini varın siz düşünün. Umarım birileri terör örgütünün siyasi desteğinin niçin artarak devam ettiğini bu örnek olay üzerinden anlar da bizim o diziye yönelik eleştirimizin AK Parti ve ülke için arz ettiği kıymeti de takdir ederler. Geçen dönem onca uyarı ve eleştirimize rağmen o dizinin hiç bir sorun yokmuş gibi tekrar aynı anlayışla yayına sokulması, asla iyi niyetle bağdaşır bir tavır değil. Bu seçim öncesi Kürtlerin Erdoğan’dan desteğini çekmesini isteyenlerin çektiği bir operasyon değilse nedir söyler misiniz? Kürtleri o terör örgütünün partisine destek verdiği için suçlayanların evvela buna kendilerinin nasıl yol açtığını görmeleri gerekir. Artık bu tür zihniyet sahiplerinden hesap sormanın vakti geldi de geçiyor. Kaybettikten sonra dizimizi dövmenin kime ne faydası olur ki!

İki: Terörist evladından dolayı Kürt anne-babaların, hatta nerdeyse tüm sülalenin terörist diye suçlanması. “Örgüt ailesi” muamelesi, kaçınılmaz olarak, her ölenle beraber, onlarca yaşayanı da örgütün ve partisinin safına itiyorsa oturup düşünmek lazım.

* * *

Eski Türkiye’nin yanlış terörle mücadele yöntemleri dolayısıyla yüz binlerce Kürt yerinden yurdundan edildi. Büyükşehirlere kendilerini can havliyle atan yoksul Kürtleri ne arayan ne soran oldu. Onlara “PKK’lı” nazarıyla bakıldı. Onların dışlanmış çocukları öfkeyle büyüdüler. Bu sorun yeni bir devlet aklıyla çözülmeyi bekliyor. “Kazanımcı siyaset”ten kastım, oy temelli bir siyasetin ötesinde bir anlama sahip. Bunun için yeni bir devlet aklının inşası şart. Bunu yapabilecek tek lider de hiç kuşkusuz Erdoğan’dır. O yüzden Erdoğan’ın Diyarbakır gezisi, sıradan gezinin ötesinde bu siyasetin ilan edildiği bir gezi olarak tarihe geçmelidir. İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerimizin üniversitelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması gibi adımlar atılmalıdır. Anadilin öğrenimi ve öğretimi konusunda çok daha köklü ve sistematik adımlara ihtiyaç vardır. Siyasi temsil bahsi önemlidir. Milyonlarca Kürdün yaşadığı bir büyükşehrin bir tek ilçe belediye başkanının dahi Kürt olmaması, bölgesel milliyetçiliğin bir başka düzeyde yapıldığı algısını oluşturacak başka bir temsil sistemi de oluşturulmuşsa, sorarım, bu durumda Kürtler üzerinden istismar siyaseti yapan terör örgütüne ve partisine alan açılmış olmaz mı?

* * *

Tüm sorun ve talepleri anlatmanın yeri burası değil elbet. Benimkisi bir iki örnekten ibaret sadece. İnşallah çalıştayımızın sonucunda bütün sorun ve talepleri çözümleriyle birlikte sunarak hükümetimize ve ülkemize bir hayrımız olsun isteriz. Elhasıl, kendi Kürtlerimizi kaybedersek, kaybeden biz oluruz. O yüzden “Kürtler” diye başlayan düşmanlaştırıcı-ırkçı bakış açısına yaslanan Yalnız Kurt dizisindeki zihniyeti acilen aramızdan kovmamız farz.” İfadelerini kullandı.

 

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.