DOLAR 32,5038 0.08%
EURO 34,7826 -0.12%
ALTIN 2.496,260,50
BITCOIN 21145882,33%
Ağrı
°

04:36

İMSAK'A KALAN SÜRE

“Kürtler Ne İstiyor” Çalıştayı yapıldı

“Kürtler Ne İstiyor” Çalıştayı yapıldı

ABONE OL
11:47 | 13 Kasım 2022 11:47
“Kürtler Ne İstiyor” Çalıştayı yapıldı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Demokrasi ve Birlik Derneği (DEMBİR-DER) ile Demokrasi ve Birlik Vakfı tarafından “Kürtler Ne İstiyor” çalıştayı gerçekleştirildi.

Çalıştaya AK Parti MKYK Üyesi Orhan Miroğlu, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, eski Devlet Bakanı Müslüm Doğan, Kürt Araştırma Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu, siyaset bilimciler Muhammed Dara Akar ve Ömer Vehbi Hatipoğlu, araştırmacı yazarlar Müfid Yüksel, Sibgatullah Kaya ve Yaşar İçen konuşmacı olarak katıldı.

Açılış Konuşması 

Bismillahirrahmanirrahim

Rahman ve rahim olan yüce Allah’ın adıyla…

Saygıdeğer konuşmacılar,

Değerli katılımcılar, Aziz dostlar ve değerli gönüldaşlarım,

Birbirinden değerli hanımefendiler ve beyefendiler, Medyamızın seçkin temsilcileri,

Demokrasi ve Birlik Derneği ile Demokrasi ve Birlik Vakfı’mızın düzenlediği “Kürtler ne istiyor?” başlıklı çalıştayımıza,

Hepiniz hoşgeldiniz,

Baş göz üstüne geldiniz, Safalar getirdiniz,

Bizi katılımlarınızla onurlandırdığınız için cümlenizi selamların en güzeli olan Allah’ın selamıyla selamlıyorum, En kalbi sevgilerimin ve saygılarımın kabulünü hepinizden istirham ediyorum….

Değerli misafirler,

Bugün burada yaptığımız toplantı sıradan bir toplantı değildir.

Tarihi önemde bir toplantı yapıyoruz.

İnanıyorum ki bugün burada dile getirilecek öneriler ve talepler, geleceğin Türkiye’sinde hayatiyet bulacaktır.

Yine inanıyorum ki, bu aziz ülkenin sahiplerinden olan Kürtlerin istekleri ve talepleri kendi devletlerinin saygıdeğer yöneticileri tarafından gereği yapılmak üzere gündeme alınacaktır.

Biz Kürtler, etnik kimliğin inkarından ve cebri asimilasyon politikalarından kaynaklanan “Kürt sorunu”nu demokrasi ve birlik anlayışı içinde, kardeşliği esas alan bir bilinçle, inanç ve cesaretle çözen sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın devletimizin başı olarak varolan diğer sorunlarımızı da çözeceğine, istek ve taleplerimizi de aynı anlayış ve bilinçle karşılayacağına yürekten inanıyoruz.

Bugün burada ortaya çıkacak talepler listesini bilahare bir rapora dönüştürüp düzenleyeceğimiz basın toplantısıyla kamuoyuna duyuracağız.

Bu raporun birer nüshasını başta saygıdeğer Cumhurbaşkanımız ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere diğer partilerin genel başkanlarına da bizzat sunacağız.

İnancımız o ki Cumhurbaşkanımız Kürt kardeşlerinin haklı tüm taleplerinin karşılanması konusunda gerekli hassasiyeti en üst seviyede gösterecektir.

Bir inkar ve asimilasyon ürünü olan “Kürt sorunu”nu cesaretle tarihe uğurlayan Cumhurbaşkanımızın eksik kalan ne varsa onları da oldurarak bu demokrasi ve birlik projesini, kardeşlik anlayışı çerçevesinde taçlandırıp tamamlayacağına kalpten inanıyoruz.

Değerli hazirun,

İzninizle bu çalıştay dolayısıyla dernek/vakıf olarak ne düşündüğümüzü ve nerede durduğumuzu özetle belirtmek isterim.

Kürtler kimdir, ne istiyorlar? sorusuna cevap verirken biliyorum ki önümüzde ciddi manada zihni ve psikolojik bariyerler var.

Bu bariyerler sadece devlet katından veya Türk toplumundan kaynaklı bariyerler değildir. Aynı zamanda Kürtler adına sözde hareket ettiğini söyleyen çevrelerden de kaynaklı bariyerlerdir. Özellikle sözde Kürtlük iddiasında bulunan çevrelerin kendilerine tabi olmayan Kürtler tarafından bu tür meselelerin konuşulmasından duydukları rahatsızlık, dahası bu tür toplantılara katılanları dahi fişleyen faşizan ve baskıcı tutumları, ciddi bir bariyer oluşturmaktadır. Onlar istiyorlar ki Kürtler adına kendilerinden başka kimse konuşmasın, Kürtlerin taleplerinin sözcülüğünü de kimse yapmasın. Bu vesileyle kendilerini Kürtlüğün onay mercii ve Kürtlerin de sahibi olarak gören çevrelerin bu anlayışlarını kınadığımızı önemle vurgulamak isterim.

İşin bir diğer boyutu da şu: Kürtler adına hareket ettiğini iddia eden terör örgütünün Türkiye kamuoyunda yol açtığı zihni ve psikolojik bariyerler, ne yazık ki Kürtlerle ilgili konuları açıklıkla konuşmamızı bir biçimde güçleştiriyor.

Oysa bizler, bu ülkede yaşayan Kürtler ve Türkler ve dahi bilumum unsurlar, aynı dine inanan ve aynı kıbleye yönelen bir büyük milletin evlatlarıyız.

Birlikte bin yıllarca sadece bugün vatan dediğimiz sınırlı toprak parçasında değil, dışarıda kalmış o büyük ve geniş vatan parçalarında da kardeşçe yaşamış, aynı ortak amaçlar doğrultusunda kader birliği etmiş, birlikte gülmüş, birlikte ağlamış bir büyük milletin, adına İslam milleti dediğimiz, hepimizi aynı iman ve duyarlılıkla birleştiren o büyük millet anlayışının mensuplarıyız.

O yüzden bu millet tasavvuruna vurguyu çok önemli buluyoruz.

Birlikte büyük olduğumuz dönemler, bu millet tasavvuruyla birbirimizle kenetlendiğimiz dönemlerdir.

Türk Fatih ile Kürt Selahaddin’i birlikte aynı amaç doğrultusunda hareket ettiren işte bu büyük ve bütüncül millet tasavvurudur.

İnanınız dostlar, ne İstanbul’un fatihi sultan Mehmet Türklüğünü öne çıkarmıştır ne de Kudüs’ün fatihi sultan Selahaddin Kürtlüğünün farkındadır. Bu her ikisinin etnik/ırki özelliklerini yok varsaydığı, hatta inkar ettiği anlamına gelmiyor elbette. Ama o dönemlerde akidenin şekillendirdiği bu büyük millet bilinci, etnik/ırki mülahazaları hatıra dahi getirmiyordu. Yani dava ne Türklük ne de Kürtlük davasıydı. Dava, ilayı kelimetullah davasıydı.

Aziz misafirler,

Tarihsel gerçek şudur:

Kürtler bu ülkenin en kadim en yerleşik halklarından biridir.

Anadolu’nun sultan Alparslan tarafından fethinden önce kendi topraklarında, yani bugün Doğu ve Güneydoğu dediğimiz topraklarda yaşıyorlardı.

Kendilerine özgü yönetimleri vardı. Kendilerine ait dilleri vardı. Kendilerine ait kültürleri ve medeniyetleri vardı. Türklere Anadolu kapılarının açılmasında Kürtlerin kayda değer katkıları vardır. Çünkü dava, küffara karşı iman davası olunca, Kürtler, Selçuklu Sultanının safında yer almakta tereddüt etmemişlerdir.

Kürtler Anadolu’da Türklere ait yurda sonradan gelip yerleşmemişlerdir; tersine Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerine bedenleriyle ve kanlarıyla katkıda bulunmuşlardır.

Onları bir arada tutan o imanı, ruhu ve misyonu unutmamak lazım. Kürtler denilince akla Selahaddinler gelmeli. Bu ülkenin Kürtlerini şarkın sultanı ve İslam’ın kılıcı Selahaddin üzerinden okumak varken, terör örgütleri üzerinden okumak niye? İşe bakış açılarımızı değiştirerek bakmalıyız.

Dilimize yansıyan bakış açılarımızı değiştirmeden birbirimizi anlayamayız.

O yüzden dilimizi kendimize ait kelimeler üzerinden oluşturmalıyız ki birbirimize gayrı gözüyle bakmayalım. Dahası, başkaların üzerinden de bakmayalım.

Millet anlayışımızı akidemize uygun bir biçimde güncelleyerek bakmasını bilmeliyiz.

Bunu başarırsak hep birlikte kazanırız.

Bunu başaramazsak bizi birbirimize etnik/ırki farklılıklarımız üzerinden düşmanlaştırıp vuruşturmak isteyenlerin kazanmasına sebebiyet vermiş oluruz ve hep birlikte mahvımıza yol açacak bir sürece de böylelikle kapı aralamış oluruz.

Burada bir hususun altını önemle çizmek isterim:

Bizim bu büyük millet tasavvurumuz, Türk’ü Türk olmaktan, Kürd’ü de Kürt olmaktan çıkartan, başka bir deyişle, herkesi bir potada eriterek farklılıkları yok eden bir tasavvur hiç değildir.

Tersine, bütün farklılıkları, Allah’ın ayetlerinden sayarak onları olduğu gibi korumayı ama bu farklılıkları eşitlik ve kardeşlik temelinde bir büyük bütüne dönüştürmeyi, dolayısıyla herkesin kendisi gibi kalarak kendini özgürce geliştirebileceği, ama bir diğeriyle bütünleşerek birbirine kazandıracağı bir anlayış temeline oturuyor.

Bunun günümüzdeki tabirleri farklı olabilir. Uygulamaları değişik olabilir. Ama aslolan bu büyük millet tasavvurunu eşitlik ve kardeşlik temeline oturtabilmektir.

Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak tasavvuru pekala bu anlayış temelinde mümkündür.

Bunu isteyenlerin dili, o yüzden farklı olmalıdır. Birbirlerini bir tarağın dişleri gibi eşit görenler ancak bu eşitlikçi ve birlikçi projeye hayatiyet kazandırabilirler.

Gelin bu dili birlikte kuşanalım.

Bütün bunları etnik/ırki farklılıklarımızı koruyarak ama aynı damarda dolaşan kan olduğumuzu unutmadan pekala gerçekleştirebiliriz.

Farklı uzuvları olan bir bedene dönüşebiliriz.

Birbirimize baş olmak için birbirimizin başını almaya gerek yok.

Birbirimizin başlarını tek bir başa dönüştürecek yeni bir yönetim modeli pekala oluşturabiliriz. Bunun mümkün yolları bugün bulunabilir. Yeter ki istensin.

Biz Kürtler bu büyük buluşmayı yürekten diliyoruz.

Biz ayrılıkta azabı, birlikte rahmeti gören bir inancın mensuplarıyız.

Gelin, birbirimizi dışlamadan, birbirimize karşı etnik/ırki üstünlük iddiasında bulunmadan, etnik/ırki aidiyetlerimizi bir imtiyaz ve üstünlük iddiasına dönüştürmeden yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’nin dediği gibi bir tarağın dişleri gibi eşit olan bir kardeşlik bilinciyle hareket edelim diyoruz.

Temel hak ve özgürlüklerde herkesi eşit gören bir anayasal vatandaşlık anlayışıyla, aynı dine ve aynı kıbleye mensup kardeşler olarak ayrı başlar halinde hareket etmek yerine bedenlerimizi ve yüreklerimizi birbirine katarak ortak bir akılla omuzlarımızın üzerinde bir tek baş olalım.

Birbirimizin gövdeleri üzerinde yükselen tek bir baş olalım ki başkalarının ayakları olmayalım, başkalarının ayakları altında çiğnenmeyelim, en kötüsü de başkalarının postal yalayıcıları olmak gibi zelil bir duruma düşmeyelim.

Devletimiz hepimize ait olsun. Millet anlayışımız, birimizi diğerine üstün tutmayan eşitlikçi ve birleştirici tek bir millet anlayışı olsun. Vatanımız bir olsun. Bayrağımız tek olsun.

Değerli kardeşlerim,

Biliyorum, kafası etnikçi/ırkçı ideolojilerle şekillenmiş bazı çevreler bu söylediklerimizi, herkesi tektipleştirmeye/homojenleştirmeye çağrı biçiminde değerlendirip çarpıtma yoluna gideceklerdir.

Dinle sorunu olan çevreler de bu dediklerimizi “ümmetçilik” diyerek çarpıtma yolunu seçeceklerdir.

İkisi de doğru değil.

Dediğimiz şu bizim: Çeşitlilik, farklılık ve çoğulculuk Allah’ın ayetlerindendir. Kim ki herkesi tektipleştirmeye çalışırsa, onlar Allah’ın ayetlerine karşı harp ilan etmiş sayılırlar. Bizim öğretimiz bunu bize yasaklar.

Herkes şunu bilsin ki bizim farklı etnik/ırki unsurları İslam içinde eritip yok etmek gibi bir mülahazamız yok. Zira İslamın kendisi de buna karşıdır. Ümmetçilik de o çevrelerin sandığı gibi tektipçilik veya dinsel asimilasyon değildir.

Bizler açık açık şunu talep ediyoruz: Herkesin kendisi gibi kalarak kendini özgürce geliştirebileceği demokratik bir cumhuriyet!

Temel hak ve özgürlüklerde eşit vatandaşlık!

Hiç kimsenin ırkından dolayı imtiyazlı sayılmadığı bir kardeşlik anlayışı!

“Ben bir Türk olarak hangi haklara sahipsem, Kürt kardeşimin de, başkaca kardeşlerimin de aynı haklara sahip olması gerektiğine inanıyorum” diyen bir bakış açısı, İslam’la şereflenmiş Türk bakış açısıdır. Bu bakış açısına can kurban diyoruz.

Türk’ü İslam’dan kopartmaya çalışanlar, İslamsız Türklük anlayışı inşa etmek isteyenler, bilesiniz ki Türk’e de Türklüğe de zarar verenlerdir.

Bu toprakların manevi mayasını bozmak isteyenlerdir.

İslamsız Türklük, Kürtlerin varlığını inkar eden, Kürtleri etnik anlamda Türk varsayan ırkçılıkla buluşarak bu ülkenin birliğine ve kardeşliğine zarar vermiştir.

Bu tarz bir Türklük anlayışı devletimizin bekası için bir tehdit ve milletimizin birliği açısından da bir tahrip niteliğindedir.

Bu tür bir Türklük anlayışına Türk kardeşlerimizin akideleri gereği karşı çıktıklarını görmek, bizi yürekten sevindiriyor ve geleceğe dair umutlarımızı güçlendiriyor.

Bilsinler ki aynı akideye mensup Kürt kardeşleri de benzer bir Kürtlük anlayışına şiddetle karşıdırlar.

O yüzden en yüksek sesle diyoruz ki biz farklılıklarımızla anlamlı ve değerliyiz. Ve biz farklılıklarımızla birlikte Türkiye’yiz!

Kimlik inkarına dayalı anlayışları dışlayıcı ve çatışmacı buluyoruz. Ama kimlik siyasetlerini de aynı ölçüde zararlı addediyoruz.

İnkarın olduğu yerde dışlama ve çatışma olur. Bu da birliğimizi yok edecek bir sürece kapı aralar.

Hiç birimizin bir diğerine üstünlüğü yoktur.

Hiç birimiz içine doğduğumuz etnik aidiyet dolayısıyla değerli veya değersiz değiliz.

Biz birbirimizin eşiti ve kardeşleriyiz.

Değer ölçüsü olarak etnik/ırki aidiyetleri esas alanları kendimizden bilmeyiz.

Irkçılık ideolojisini bayraklaştıran Türk’ü de Kürd’ü de kendimizden bilmeyiz.

Demokrasi anlayışımızın da, birlik anlayışımızın da, millet tasavvurumuzun da temelinde yatan anlayış, işte bu anlayıştır.

Değerli dostlar,

Türkiye çok sıkıntılı ve üzücü süreçlerden geçti.

İnkarın ve asimilasyonun bir devlet ideolojisi olarak benimsendiği dönemlerde Kürtlerin ayrı bir halk ve millet olarak varlığını iddia etmek bile suç sayıldı. Biz Kürtlerin dili yasaklandı. Biz Kürtlere yönelik asimilasyon politikaları izlendi.

Eski Türkiye’ye ait o korkunç baskılara burada bir bir değinmeye gerek yok. Aynı baskı ve zulümlere Türk kardeşlerimiz de inançları gereği maruz kaldılar. Ama bilesiniz ki dostlar biz Kürt kardeşleriniz hem inançlarımızdan hem de ırki mensubiyetimizden dolayı, yani sizden bir kat daha fazla dışlanmaya ve zulme maruz kaldık.

Çok şükür o inkar, asimilasyon, baskı ve zulüm dönemlerini artık arkamızda bıraktık.

Biz tarihten hınç devşirmek isteyenlerden değiliz.

Bize o birilerinin devlet ve cumhuriyet adına yaptıklarına bakarak devletimize de cumhuriyetimize de düşmanlık besleyenlerden değiliz.

Ama Türk kardeşlerimizden bir ricamız var bizim: Kürtler diye konuştuğumuz andan itibaren veya Kürtlerin sorunları ve talepleri diye konuşmaya başladığımız andan itibaren “Bu Kürtler daha ne istiyorlar, neleri eksik bizden?” gibi sanki başkalarına lütuf dağıtan makamdaymışsınız gibi üsttenci bir dille lütfen konuşmayınız!

İnanınız bu diliniz, Kürt kardeşlerinizi yürekten incitiyor.

Hani Hallacı Mansur der ya, dostun gülü incitir diye. Sizin bu gülünüz de bizi incitiyor kardeşlerim!

Bizim kendi devletimizden istediklerimizin/isteyeceklerimizin muhatabı siz değilsiniz ki egemen ulus psikolojisiyle kalkıp bize böylesine bir cevap verme gereği duyuyorsunuz.

En önemlisini diyeyim: Din kardeşleriniz olan biz Kürtler sahip olduğunuz haklarınızdan gayrı hangi hakları istiyoruz ki anında “Kürtler daha ne istiyor?” gibisinden incitici bir dile başvurma gereği duyuyorsunuz?

Bilesiniz ki, Demokrasi ve Birlik Derneği ve Vakfı olarak bizim Kürtler adına dile getirdiğimiz talepler, derneği ve vakfı birlikte kurduğumuz Türk-Kürt kardeşlerimizin ortak talepleridir. Zira Kürdün sorunu Türk’ün de sorunu, Kürd’ün talebi de Türk’ün talebidir. Kürd’ün derdini ve sorununu kendi derdi ve sorunu, Kürd’ün haklı talebini kendi talebi olarak görmeyen bir Türk’ün dindaşlık ve kardeşlik iddiası elbette sorunludur.

Kendisi için istediğinin aynısını Kürt kardeşi veya başka ırklara mensup kardeşleri için istemeyen bir Türklük anlayışı, dinimiz açısından sorunlu bir anlayıştır. Tersi de öyledir.

Saygıdeğer misafirler,

Buradan bütün bir dünyaya ilan ediyoruz:

Biz Kürtler asla ayrılıktan yana değiliz.

Biz Kürtler her türlü etnik ve siyasi bölücülüğe karşıyız.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi devletimiz olarak görüyoruz.

Biz başkalarının Kürtleri değiliz, Türkiye Kürtleriyiz.

Türkiye bizim ana vatanımızdır.

Etnik/ırki anlamda elbette Türk değiliz. Tıpkı Türk, Arap, Çerkes vb kardeş milletler gibi dili ve kültürü olan bir milletiz biz.

Türkiye Cumhuriyeti devletini, sadece etnik/ırki anlamda Türklerin devleti olarak değil, bu ülkede yaşayan herkesin/hepimizin devleti olarak görüyoruz. Aidiyetimiz de, sadakatımız da kendi devletimizedir.

Kendi devletimiz hepimize ait özellikleri ve farklılıkları da elbette üzerinde taşımalı ve hepimizi temel hak ve özgürlüklerde eşitleyen bir vatandaşlık bilinciyle kucaklamalıdır.

Anayasal vatandaşlık denilen şey tam da budur.

Teorik olarak istediğimiz de budur bizim.

Cumhurbaşkanı tarafından “Türkiye Yüzyılı” vizyonu çerçevesinde vaad edilen, herkesi kucaklayan daha demokratik ve daha özgürlükçü yeni bir anayasanın tam da bu anlayış üzerine oturması gerektiğine inanıyoruz.

Biz bu ülkede yaşayan tüm etnik/ırki unsurları kendimizden biliriz. Dillerini de kendi dilimiz biliriz. O yüzden göğsümüzü gere gere diyoruz ki, biz hem Kürdüz, hem Türküz hem Çerkesiz hem Arabız, hem Lazız…

Biz sadece Türk veya Kürt değiliz…

Biz birbirimizin kardeşiyiz, dengiyiz, eşitiyiz, hısmıyız, kısacası herşeyiyiz…

Biz birlikte Türkiye’yiz…

Kürtçe ne kadar anadilimiz ise Türkçe de Lazca da Arapça da Çerkesce de bizim ana dilimizdir. Ana ve ata yurdumuzda var olan bütün dilleri bir arada yaşatacak bir bilincin taşıyıcılarıyız biz.

İslam’la şereflendikten sonra İslam’ın ve Müslüman milletlerin bayraktarlığını yapan Türk milletini şerefle ve hayırla yadederiz.

Türkler öylesine İslam’la özdeşleşmiştir ki, “Türk milleti” denildiğinde akla “İslam milleti” gelmiştir. O yüzden “Türk milleti” tanımını, ırkçı tınılardan dahi uzak tutacak bir hassasiyet, hayati önemdedir.

Biz Kürtler bu anlamda İslam’la özdeşleşmiş, etnikçi/ırkçı anlayıştan ari “Türk Milleti” tanımlamasından zinhar rahatsızlık duymayız. Dahası, kendimizi bu milletin bir ferdi olarak görmekten de zinhar rahatsız olmayız..

Bizim rahatsızlık duyacağımız ve kabul etmeyeceğimiz tek şey; Türk milletine etnikçi/ırkçı bir ideolojinin giydirilmesidir ve bu bağlamda biz Kürtlerin de Türk olduğu iddiası üzerinden yok varsayılmalarıdır.

Çok şükür bu inkar anlayışı tüm acılarıyla birlikte tarihe uğurlandı.

Etnik kimliğin inkarı ve cebri asimilasyon politikalarının ürünü olan “Kürt sorunu” artık yok.

Biz Kürtler inkara ve asimilasyona dayalı “Kürt sorunu”nu tarihe uğurlayan cesur ve inançlı siyasetçi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bu yüzden derin bir saygıyla ve minnetle selamlıyoruz. Onun sayesinde artık Kürtleri sorun olarak gören, Kürtlerin varlığını, kimliğini, dilini ve kültürünü yok varsayan bir devlet ideolojisi yok artık. Bu açıdan biz Kürtler sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Cumhurbaşkanımızı hepinizin huzurunda, kendi anadilimizle, “Biji Serok Erdoğan” diye saygıyla ve minnetle anmayı tarihi bir borç biliyoruz.

Her şey bitti mi?

Bitmedi elbet.

“Kürt sorunu” artık yok, doğru, ama “Kürtlerin sorunu” var. O yüzden bizim sloganımız şu: “Kürt sorunu yok ama Kürtlerin sorunu var. Bugün işte bu sorunları konuşmak için toplandık.

İnanıyorum ki bugün sorun olarak gördüğümüz her şey yarının Türkiye’sinde hiç olmayacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Ama elimizi çabuk tutmakta yarar var. Zira sorunların çözümündeki gecikmeler, sorundan beslenenlerin elini güçlendiriyor. Vaktinde çözülmeyen her sorun bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Araya giren güvensizlikler, bizi birbirimize düşürmek isteyenler için enfekte bir zemin oluşturuyor.

Değerli arkadaşlar,

Sözün tam da burasında şu yalın gerçeği hatırlatmak isterim:

Şayet Kürtlerin varlığı inkar edilmemiş, dili yasaklanmamış ve Kürtler etnik bir asimilasyon politikasına maruz bırakılmamış olsaydı, bizim bir Kürt sorunumuz hiç olmayacaktı.

Etnik kimliğin inkarıyla ortaya çıkan bu sorun, vaktinde çözülmüş olsaydı, ülkemizin bu sorundan beslenen bir terör sorunu, bir dağ sorunu hiç olmayacaktı.

Terör örgütüyle mücadele yöntemlerindeki yanlışlıklar ve dahi sivil halka yönelik zalimlikler o inkarın kaskatı olduğu yıllarda geniş bir mağduriyet alanına sebebiyet vermemiş olsaydı, bugün karşımızda o mağdur sosyolojiden beslenen, uluslarası ve bölgesel güçlerden aldığı destekle adeta devletleşen bir oluşum karşımızda olmayacaktı.

Bir yanda süregiden inkar ve asimilasyon politikaları, öbür yanda bu sorunu kalkış noktası olarak aldığını belirterek dağa çıkan örgütle mücadele ederken kullanılan yanlış yöntemler, bölgede yaşayan Kürt halkını dışlayan ve terör örgütüyle özdeşleştirip baskılayan politikalar, köylerden akın akın Batı’ya göç eden Kürtlerin yaşadığı travmalar, sığındıkları şehirlerde terör yandaşı gibi görülerek dışlanmaları ve bütün bunlara tanıklık eden Kürt çocukların hınçla büyümeleri olgusunu gözlerinizin önüne getirdiğinizde, terör örgütünün gereksinim duyduğu sosyolojik zeminin nasıl oluştuğunu anlarsınız.

Başbakan olduğu dönemde Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın inkar ve asimilasyonla birlikte sivil halka yönelik yanlış terörle mücadele yöntemlerini sonlandırması, ne yazık ki artık etnik sorundan bağımsız bir başka soruna dönüşen terör olgusunu sonlandırmayı sağlayamadı.

O yüzden her şey vaktinde olmalı diyoruz.

Cumhurbaşkanının “Kürt sorunu artık yok, terör sorunu var” dediği husus tam da budur işte.

Doğrudur, Kürt sorunu, eski Türkiye’ye ait bir sorundu. Bu sorun artık yok. Ama bu sorunu gerekçe göstererek dağa çıkanlar, sorun çözüldüğü halde ellerindeki silahlarla dağda bulunmayı sürdürüyorlar.

Demek ki dağ ve dağdakiler sorununu da ne yapıp edip çözmemiz gerekiyor. Sonuçta terörist dediklerimiz de bu ülkenin evlatlarıdırlar.

Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan 1999’da yakalandıktan sonra “İnkar biterse isyan biter” demişti.

Ama bu mümkün olmadı.

Erdoğan büyük bir cesaretle inkarı bitirdi ama Öcalan isyanı bitiremedi.

Paradoksa bakınız ki Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim eden ABD, sonrasında Öcalan’ın örgütünün her anlamda hamisi oldu. Bugün o örgüte Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurdurtmaya çalışıyor.

İşin en çelişkili ve trajik yanı şu: Türkiye Kürtlerine o örgüt üzerinden Erdoğan düşmanlığının empoze edilmesidir. İnkar, asimilasyon ve baskı politikalarının mimarı olanlar bugün Kürtlere sevdirilmek istenirken, inkar ve asimilasyonla birlikte Kürtler üzerindeki acımasız baskı politikalarına ve yanlış terörle mücadele yöntemlerine son veren Erdoğan’ın düşmanlaştırılması, biz Kürtlerin üzerinde önemle düşünmesi gereken bir olgudur.

Bunun anlamı açıktır: Kürtler için mücadele ettiğini söyleyen o örgütün demek ki öyle sanıldığı gibi, Kürtler diye bir önceliği ve Kürtlük diye bir hassasiyeti yok.

Onlar için öncelikli olan, ideolojik hassasiyettir. O terör örgütünün Kürtlerle ilgili hassasiyet iddiaları tamamen sözdedir. (Onlar Kürtler için bir iktidar istemiyorlar, Kürtlerin iktidar olduğu bir ülke de gerçekte olsun istemiyorlar.)

İstedikleri tek şey, Kürtler üzerinde iktidar olabilmek. Kürtler üzerinde kendi ideolojik iktidarlarını kurabilmek. Ve iktidar marifetiyle de kendi makbul Kürtlerini oluşturabilmek.

Bu “Kürtler için Kürtlere rağmen” zihniyetinin demokrasi diye sarmalanması, ayrıca bir hilkat garibesidir.

Evet, onlar her Kürdü sevmezler. Kendi ideolojilerine ve iktidarlarına karşı çıkan Kürtleri de Kürt kabul etmezler.

Onlara kendilerinin iktidarda olamayacakları bir Kürt devleti dahi teklif etseniz, hiç kuşkunuz olmasın, bunu ellerinin tersiyle reddederler.

Onlar kendilerinin iktidarda olmayacakları bir Kürdistan olsun istemezler.

Onlar için Kürtler veya Kürtlük, sadece kendi ideolojik iktidarlarını kurmak için bir araçtan ibarettir.

Bugün Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimine karşı İran milisleriyle bir olup savaşmalarının tek sebebi budur.

Suriye’nin kuzeyinde kendilerinden farklı düşünen yüzbinlerce Kürdü baskılayıp sürgüne göndermelerinin sebebi budur.

Kendisine karşı çıkan Kürtleri acımasızca katleden bir örgütün Kürtler adına ve Kürtlük hassasiyetiyle hareket ettiğini söylemek, kocaman bir yalandan ibarettir.

Kürtlere yönelik baskı ve imha politikalarına karşı çıktığını iddia eden bir partinin, nedense o örgütün kendinden olmayan Kürtlere yönelik sindirme ve yok etme politikaları karşısında, bırakınız tek eleştirel laf etmeyi, onaylayıcı bir tutum sergilemesi de, Kürtlük ve Kürt hassasiyeti bağlamında not edilmesi gereken trajik bir çelişkidir.

Değerli konuklar,

Buradan dağdakilere sesleniyoruz: Bizim adımıza, yani Kürtler adına öldürmekten vazgeçiniz…

Biz Kürtler adına konuşmaktan vazgeçiniz…

Biz Kürtlerin geleceğine dair konuşmaktan da vazgeçiniz…

Kürtlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi gerektiği iddiasında samimi iseniz, ellerinizdeki silahları bırakınız da öyle konuşalım…

Ellerinizdeki silahların gücüyle Kürtlere bir gelecek belirlemekten vazgeçiniz…

Bırakınız da biz Kürtler kendi siyasi tercihlerimizi kendimiz hiç bir silahlı tehdide ve baskıya maruz kalmadan özgürce yapalım…

Nasıl bir ülkede yaşamak istediğimize biz kendimiz özgürce karar verelim…

Kendimiz için nasıl bir gelecek istediğimize, kendi özgür irademizle biz karar verelim…

Nasıl Kürt olacağımıza, neye inanacağımıza veya inanmayacağımıza ve nasıl yaşayacağımıza da bırakınız kendimiz karar verelim…

Çekin aradan silahlarınızı…

Bu ülkede demokratik siyaset kanalları açıktır. Kürt halkına güveniyorsanız, silahlarınızı ebediyyen toprağa gömünüz ve sadece siyasette karar kıldığınızı gösteriniz…

Silahla siyaset bir arada olmaz. Siyaset silahın emrinde olursa demokrasi de siyaset de ölür.

Ayrı bir devlet istemiyorsanız, Kürtler adına talep edilebilecek her şey, demokratik siyasetin konusudur. Ve pekala bu taleplerin hepsi siyaset yoluyla hayata geçirilebilir.

Siyaset yoluyla elde edilebilecek talepler için siyaset dışı yollara sapmak gayrı meşrudur ve asla kabul edilemez.

Hiç bir eksiklik veya yanlışlık silahın gerekçesi olamaz.

Silahlı çözümü her halukarda reddeden bir siyaset anlayışı, yeni bir çözüm sürecinin kapısını aralayabilir.

Silahların koşulsuz bırakılması ve yalnızca demokratik meşru siyasette karar kılınacağının pratikte gösterilmesi halinde yeni bir çözüm süreci niçin başlamasın?

Gelin daha fazla kan ve gözyaşına sebebiyet vermeyiniz diyoruz…

Kürtler adına siyaset yaptığını iddia eden partiye de buradan sesleniyoruz:

Kendinize güveniyorsanız, sırtınızı silaha dayamadan ve silahtan medet ummadan Kürt halkının karşısına kendi fikirlerinizle çıkınız…

Demokratik ve özgür bir rekabet ortamında Kürtler kimi tercih edeceğine kendisi karar versin, kimin kendisini temsil edeceğine de bizatihi kendisi karar versin…

Bunu yapmıyorsanız/yapamıyorsanız ne Kürtler adına konuşunuz, ne de Kürtler için demokrasi mücadelesi verdiğinizi iddia ediniz.

Kürtler adına mücadele, Kürtlere kimden zulüm ve haksızlık gelirse gelsin, hiç bir amanın arkasına sığınmadan cesaretle karşı çıkmayı ve Kürtlerin başta hayat hakkı olmak üzere tüm haklarını herkese karşı ilkeli bir biçimde savunmayı öngörür…

Demokrasi adına mücadele de, silahlı çözümü reddetmeyi zorunlu görür…

Bunu yapmayanların/yapamayanların Kürtlük iddiaları da demokrasi iddiaları da sözden ibarettir.

Buradan ilan ediyoruz: Biz Kürtler silahın vesayetini de, silahın emrindeki siyasetin vesayetini de reddediyoruz. Bu tür vesayet biçimlerinin Kürtlerin hak arama mücadelesine zarar verdiğine inanıyoruz.

Değerli dostlar,

Bu ülkenin Kürtleri de, tıpkı Türkleri gibi, yekpare değildir. Farklı inançlara, mezheplere ve yaşam biçimlerine sahiptirler.

Kürtlerin siyasi tercihleri de talepleri de farklı farklıdır. Herkesin farklılığına şiddet/terör devreye girmediği sürece saygı gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Şiddet/terör esas alınmadığı sürece bırakalım herkes kendi isteklerini ve taleplerini özgürce dile getirsin. İnanıyoruz ki makul çoğunluğun iradesi sonuçta galip gelecektir.

Kürtler arasında ayrı devlet isteyen yok mu? Var elbette. Etnik temelde federasyon veya otonomi isteyen yok mu? Var elbette. Ama emin olunuz ki bu tür talepte bulunan Kürtlerin sayısı azınlıktadır. Makul çoğunluk etnik ve siyasi bölücülüğe şiddetle karşıdır.

İşte biz o makul çoğunluğun sesiyiz.

Biz etnik temelde ayrı bir devlet, federasyon ve otonomi taleplerini, millet olarak birliğimizi parçalayacak, bekamıza tehdit oluşturacak ve son kertede hepimize kaybettirecek girişimler olarak görüp reddediyoruz.

Hepimizi ortaklaştıracak ve hepimize kazandıracak formül şudur: Etnikçi temeldeki idari yapılar yerine, hepimizi etnik farklılıklarımızla olduğu gibi kabul eden ve cümlemizi temel hak ve özgürlüklerde eşitleyen bir idari yapının oluşturulması.

Hepimize ait tek devletimiz olsun. Ama bu devlet sonuna kadar demokrat ve özgürlükçü olsun.

Yeni bir anayasa bu yüzden olmazsa olmaz bir öneme sahiptir.

Geliniz bu temeldeki bir anayasayı birlikte yaparak güçlü Türkiye’yi birlikte inşa edelim diyoruz.

Bu bahiste şu öneriyi de herkese salık veriyoruz: Diğer azınlıktaki Kürtlerin de şiddet ve terörle buluşmayan taleplerini düşmanca duygularla veya cezalandırıcı yöntemlerle bastırma yoluna gitmeden tolere etmesini bilirsek, yani dışlayıcı ve düşmanlaştırıcı bir anlayış ve tutumdan kaçınıp kucaklayan ve kendinden bilen bir anlayışta olursak, emin olunuz ki, o taleplerin hiç biri Türkiye için bir sorun teşkil etmez/etmeyecektir.

Tam tersine birlikte bir arada oluşturacağımız eşitliğe ve kardeşliğe dayalı, özgürlükçülüğü esas alan demokratik ve birlikçi Türkiye modeliyle en ayrıksı ve bölücü düşünceler bile zaman içerisinde sönümlenip gidecektir.

Dışlayarak ve baskılayarak sadece sorunları büyütmüş ve kanatmış oluruz.

Geçmişten herkes/hepimiz ders çıkarmalıyız.

Birbirimizi anlamaya yönelmeliyiz.

Birbirimize kulak vermeliyiz.

Birbirimizin acılarını paylaşmalıyız.

Acılarımızı yarıştıran değil ortaklaştıran bir anlayışla birbirimizle kucaklaşmalıyız.

Demokratik diyalogu esas almalıyız.

Sorunların çözümü için silahı ve şiddeti asla aklımızın ucundan dahi geçirmemeliyiz.

Sorunların çözümü için en doğru yöntemin, demokratik diyaloji yöntemi olduğunu hep birlikte kabul etmeliyiz.

Değerli kardeşlerim,

Birbirimize gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatırsak yüreklerimiz birbirine hasım olur.

Birbirimizi gören gözlerimiz olsun, hatta birbirimiz için ağlayan gözlerimiz olsun bizim.

Birbirimizi her daim duyan kulaklarımız olsun, hatta en aykırı lafları duyduğumuzda bile dinlemeyi anlayışla sürdüren kulaklarımız olsun bizim.

Birbirini sevgiyle tutan ellerimiz olsun.

Buradan devletimize sesleniyoruz:

Kazanımcı ve kucaklayıcı yeni bir anlayışı hızla hayata geçiriniz.

O eski Türkiye’nin yanlış ve zalimane terörle mücadele yöntemlerinin oluşturduğu travmaları ve yıkımları telafi edecek yeni adımlar atınız.

Evlatları terörist olsa bile Kürt anne ve babaların acısını, kendi acınız olarak biliniz. Onları sahipsiz bırakmayınız. Onlar onurlu vatandaşlarınız, aynı akideyi paylaştığınız kardeşlerinizdir sizin. Acılarını kendinizden bilip kucaklamazsanız, onları başkalarının kucağına itmiş olursunuz.

Onları dağda bulunan veya dağda ölen ve/ya da cezaevinde yatan evlatları dolayısıyla dışlarsanız, onları acılarıyla başbaşa bırakırsanız, onların acısını paylaşmayı bile fişlenme gerekçesi sayarsanız, terörün sosyolojik zeminini genişletmiş olursunuz.

Unutulmasın ki, terörle mücadelenin en önemli ayağını, kazanmak oluşturur. Kazanma yoluna gitmezseniz, hem kaybedersiniz hem kaybettirirsiniz.

Kürt kardeşlerinizi dinleyiniz. Onların sesine kulak veriniz. Bir sorunum veya derdim var diyorsa, şikayetim var diyorsa, istek ve talebim var diyorsa can kulağıyla dinleyiniz. “Ne sorunun var, benden ne eksiğin var ki ne talep edeceksin?” diyen bir dil, bilesiniz ki kaybettiren bir dildir. Aman bundan sakınınız!

Kürtlerin siyasi ve idari temsiline önem veriniz. Kürtler söz ve karar sahibi olduklarına ve güçleriyle orantılı bir temsil hakkına sahip olduklarını görmeliler.

Bunu etnikçi bir temsil anlamında söylemediğimi belirtmek bile gereksiz.

Etnik kompartımancılık, ölümcül kimlik siyasetine dönüşürse, bu yeni çözülmelere ve çatışmalara sebebiyet verir. Allah muhafaza.

Devlet bürokrasisinde veya siyasi temsil düzeyinde bölgesel milliyetçilikten şehir milliyetçiliğine kayan eğilimler görüldüğünde ve Kürt olanların da dışlandığı algısı oluştuğunda bunun yol açabileceği sıkıntı trajik olabilir. Duygusal kopmalar zamanla fiziki kopmalara dönüşebilir. O yüzden temsilde adalet, pratikte gösterildiğinde güçlü bir tutkal vazifesi görür. Devlete ve ülkeye aidiyet ve sadakat duygusunu da pekiştirir.

Değerli konuklar,

Bugün burada Kürtlerin sorunları istek ve talepleri dile getirilecek.

Söylemeye gerek yok: Buradaki konuşmalar kurumsal olarak derneğimizi/vakfımızı bağlayıcı değildir. Belki de bazı istek ve talepler tarafımızdan kabule şayan bile görülmeyecektir. Ama kendi adımıza burada yapılacak konuşmaları dinlemeye ve tartışmaya değer bulduğumuzu peşinen belirtmek isteriz.

Sözümün sonuna gelmiş bulunuyorum.

Bitirmeden Sayın Cumhurbaşkanımızdan bir iki talebimiz olacak bizim. Onları buradan duyurmayı elzem görüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız!

Dilimiz artık yasaklı değil. Kürtçe okullarda seçmeli ders olarak öğretiliyor. Kurslar serbest. Kuşkusuz bunları önemli ve olumlu adımlar olarak görüyoruz. Ama niye seçmeli olsun dilimiz diye soruyoruz?

Türkçe nasıl öğreniliyor ve öğretiliyorsa Kürtçemiz de, bu ülkenin başkaca dilleri de öyle öğretilsin istiyoruz.

Sizden talebimiz şu: Seçmeli ders formülü yerine ana dillerimizin öğrenimi ve öğretimi için başkaca formülleri hızlıca devreye almak konusunda bir çalışma başlatmanız.

Biz Kürtler Türkçe’yi nasıl öğreniyorsak Kürtçe’yi de öylece öğrenebilmeliyiz.

Sadece biz Kürtler değil, diğer kardeş halklara mensup olanlar da kendi anadillerini okullarda öğrenebilmelidirler.

Milli Eğitim Bakanlığı anadillerin öğrenimi için daha düzenli ve kapsayıcı müfredatlar belirlemelidir. Biz anadilde eğitim yerine anadilin öğrenimi ve öğretiminin acilen devreye alınmasını talep ediyoruz.

Dil demek kültür ve edebiyat demektir.

Anadilin eğitim ve öğretimini kalıcı ve yaygın bir düzeye taşımak için başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere Ankara ve İzmir gibi üniversitelerimizin bünyesinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması, acil bir gerekliliktir. Bunu bugün yapmak, yarın ortaya çıkacak sorunların da ön alıcısı olacaktır.

Üniversitelerimizin tarih bölümlerinde, münhasıran Kürtlerin de tarihlerine yer verilmesini elbette gerekli görüyoruz.

Uçaklarda İngilizce anonslar nasıl yapılabiliyorsa, tek kelime Türkçe bilmeyen Kürt anne ve babalarımız için de kendi anadillerinde anons yapılmasını gerekli ve önemli buluyoruz.

Bunlar küçük dokunuşlar belki ama büyük kucaklaşmalar için çok anlamlı ve değerli adımlardır.

Gün, o büyük buluşmayı yürekten sağlama günüdür.

Gelin canlar hep birlikte olalım diyoruz…

Bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine olalım…

Neysek o olalım, olduğumuz gibi kalalım, ama hep birlikte Türkiye olalım…

Güçlü Türkiye’yi de yeni bir anayasa temelinde hep birlikte inşa edelim…

“Türkiye Yüzyılı”nın hep birlikte inşacıları olalım…

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi kalpten selamlıyorum.

Sağolun, varolun.

Allah’a emanet olun.

*Mehmet Metiner

 

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.