Türkiye’nin yükseköğretim haritası son yirmi yılda radikal bir dönüşüm geçirdi. Bu dönüşümün en görünür yüzü, Anadolu taşrasında açılan üniversitelerin ve bağlantılı kurumların sayısındaki olağanüstü artış oldu.
Bugün ülkenin en uzak ilçelerine kadar ulaşan üniversite ağları, yalnızca eğitim kurumları değil; aynı zamanda ekonomik, sosyolojik ve kültürel aktörler olarak şehirleşme dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Ancak bu genişlemenin arkasında karmaşık bir yerelleşme meselesi de yatmaktadır: Üniversiteler gerçekten yerelleşebiliyor mu, yoksa yalnızca kampüs binalarıyla taşraya mı taşınıyor?
Yerelleşmenin en belirgin faydası, taşra ekonomisinin hareketlenmesidir. Yapılan bölgesel kalkınma araştırmaları, yeni kurulan üniversitelerin bulundukları illerin hizmet sektöründe ortalama %15–30 arasında büyüme yarattığını; konut piyasasında ise %10 civarı bir artışa sebep olduğunu gösteriyor. Öğrencilerin tüketim harcamaları, akademik personelin satın alma gücü ve üniversitenin kamu yatırımları, küçük şehirlerin ekonomik damarlarını canlandırıyor. Böylece yerelde istihdam artıyor, şehirler birer cazibe merkezine dönüşüyor.
Fakat yerelleşme yalnızca ekonomik canlılıkla ölçülmez. Bir üniversite, kültürel dönüşüm yarattığı oranda yerelleşir. Anadolu şehirlerinde artan öğrenci nüfusu, yeni kültürel temas alanları doğurmaktadır: tiyatro salonları açılıyor, kitapevleri ve kafeler çoğalıyor, uluslararası öğrencilerle çok kültürlü mikro topluluklar oluşuyor. Yerel halkla üniversite arasındaki etkileşim, kimi zaman alışkanlıkları dönüştüren yumuşak ve bazen radikal bir sosyolojik reform niteliği taşıyor. Bu yönüyle üniversite, taşranın kültürel iklimini değiştirme potansiyeline sahip en güçlü aktörlerden biri.
Bununla birlikte Anadolu’daki üniversitelerin en büyük açmazı, yerelleşirken aynı anda yerelleşememeleridir. Yerel toplum ile üniversite yönetimi arasındaki etkileşim çoğu zaman yüzeysel kalmakta; dışarıdan ithal edilen akademik kadrolar, yerelin sosyo-kültürel atmosferiyle bütünleşememekte; müfredatlar bölgenin ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen genelci bir çizgide ilerlemektedir. Bu kopukluk, üniversiteleri bir “kampüs adası” hâline getirerek, şehirle arasındaki bağları zayıflatabilmektedir.
Veriler, akademik üretim kalitesinin metrepol merkezlerindeki üniversitelere kıyasla hâlâ geride olduğunu gösteriyor. Atıf sayıları, uluslararası projelere katılım oranları ve liyakat temelli akademik kadrolaşma süreçleri açısından bazı Anadolu üniversiteleri ciddi sorunlarla karşı karşıya. Yerelleşemeden gelişmeye çalışmak, çoğu zaman nitelik kaybına yol açabiliyor. Ayrıca politik ve bürokratik müdahaleler, üniversitelerin özerkliğini bazı varyanslarda zedeliyor; bu da yerelin ihtiyaçlarına uygun özgün araştırmaların ortaya çıkmasını engelliyor.
Bir başka mesele de taşra üniversitelerinin bölgesel kalkınmada yeterince stratejik konumlanamamasıdır. Her şehirde benzer fakültelerin açılması, üniversiteler arası gereksiz bir homojenlik oluşturuyor. Oysa yerelleşme, farklılaşmayı gerektirir: Mesela bir tarım bölgesinde tarım teknolojileri; turizm beldesinde sürdürülebilir turizm; enerji hattı üzerinde enerji sistemleri gibi bölgesel uzmanlaşmaların güçlendirilmesi beklenirken, birçok üniversite halen merkezdeki üniversitelerin kopyası gibi çalışıyor.
Son olarak, taşrada hızlı büyüyen üniversitelerin karşılaştığı altyapı sorunları göz ardı edilemez. Yetersiz laboratuvarlar, donanımsız kütüphaneler, öğrenci yurtlarının yokluğu veya kapasite sorunları ve akademik kadronun devinimsizliği, yerelleşme sürecini güçleştiriyor. Öğrencilerin üniversite deneyimi niteliksizleştiğinde, şehirle bütünleşme yerine kampüs içine kapanma eğilimi artıyor. Bu da yerelleşmenin ruhuna aykırı bir süreci tetikliyor.
Bazı Stratejik Öneriler
1. Bölgesel ihtisaslaşma politikası güçlendirilmeli; her üniversite kendi coğrafi, ekonomik ve kültürel bağlamına göre özgün araştırma alanları geliştirmeli.
2. Yerel yönetimler–üniversite iş birlikleri kurumsallaştırılmalı; ortak projeler, şehir planlaması ve kültürel etkinlikler birlikte yürütülmeli.
3. Akademik kadro politikaları liyakat esaslı ve uzun vadeli şekilde revize edilmeli; taşraya gelen akademisyenler için cazip araştırma fonları oluşturulmalı.
4. Öğrenci–yerel halk etkileşimini artıracak kültürel ekosistem desteklenmeli: kent kültür merkezleri, festival ortaklıkları, sürekli eğitim merkezi çalışmaları ve sosyal projeler yaygınlaştırılmalı.
5. Altyapı yatırımları standartlaştırılmalı, özellikle laboratuvar, kütüphane ve dijital kaynaklara erişim güçlendirilerek akademik kalite artırılmalı.
6. Üniversite özerkliği korunmalı, politik müdahalelerden uzak, özgün akademik üretime zemin hazırlayan bir yönetim yaklaşımı benimsenmeli.